İçeriğe geç
KPSS Vatandaşlık Ders Notu PDF

Hukukta Boşluk Türleri, Hukukun Dalları ve Ceza Hukuku Ders Notları

Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 7 dk

1. Hukukta Boşluk Türleri Hakimin önüne gelen somut bir uyuşmazlığı çözerken mevcut kanunlarda kural bulamaması veya kuralın eksik olması durumuna “hukukta boşluk” denir. Boşluk türleri şunlardır:

  • Kural İçi Boşluk: Kanun koyucunun bilerek ve isteyerek hakime takdir yetkisi tanımak amacıyla kuralın içinde bıraktığı boşluktur. Örneğin, kanunda “Ad değişikliği haklı sebeplere dayanarak istenebilir” denmesine rağmen bu “haklı sebeplerin” neler olduğunun sayılmaması veya tazminat ve nafaka miktarının duruma göre belirlenmesi için sınırların hakime bırakılması kural içi boşluktur.
  • Kural Dışı Boşluk: Kanun koyucunun bilerek bırakmadığı, ikiye ayrılan boşluk türüdür:
    • Açık (Gerçek) Boşluk: Düzenlenmesi gereken bir konuda yazılı hiçbir kanun kuralının bulunmamasıdır. Örneğin, gelişen teknolojiyle birlikte drone ile kargo taşımacılığı hakkında hiçbir yasal düzenlemenin henüz yapılmamış olması bir açık boşluktur. Bu durumda hakim önce örf ve adet hukukuna bakar; eğer orada da kural yoksa, drone kargoculuğunu motorlu araçlarla kargo taşımacılığına benzeterek “kıyas” yöntemiyle meseleyi çözebilir.
    • Örtülü (Gerçek Olmayan) Boşluk: Kanunda yazılı bir hüküm bulunmasına rağmen kuralın çok genel yazılması sebebiyle somut olaya uygulandığında adaletsiz sonuçlar doğurmasıdır. Örneğin, kanundaki “Ayırt etme gücü olmayanların tüm işlemleri geçersizdir” kuralı, küçük bir çocuğun kendi zararına olmayan bir şekilde kantinden sadece su satın alması gibi basit işlemleri de geçersiz kılar. Hakim, bu gibi durumlarda kuralı daraltarak sadece aleyhe (zarara) olan işlemleri geçersiz sayıp adaletli bir sonuca ulaşır.
  • Hukuk Boşluğu: Somut bir olay hakkında ne yazılı kurallarda (kanun) ne de yazısız kurallarda (örf ve adet hukuku) hiçbir hükmün bulunmaması durumudur. Bu durumda hakim, Medeni Kanun’un 1. maddesi gereği kendisini kanun koyucu yerine koyarak yeni ve orijinal bir kural ortaya çıkarır, yani “hukuk yaratır”. Hakimin yarattığı bu hukuk kuralı (içtihat) bir kanun değildir, sadece o dava için geçerlidir ve üst yargı denetimine (kanun yollarına) tabidir.

(Not: Hakimlerin bağımsızlığını zedelediği gerekçesiyle günümüzde “Yasama Yorumu” –yani meclisin kanunu yorumlaması– bulunmamaktadır; bu sadece 1924 Anayasası’nda uygulanmıştır.)

2. Hukukun Dalları Hukuk sistemindeki dallar, tarafların eşitliği ve kamu yararı ölçütlerine göre üçe ayrılır:

  • Kamu Hukuku: Devletin ve kamu yararının üstün tutulduğu, tarafların (devlet ve vatandaş) eşit olmadığı, işlemlerin devlet tarafından zorla ve tek taraflı yapılabildiği hukuk dalıdır. Alt dalları; Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Vergi Hukuku, Yargılama Hukuku, İcra ve İflas Hukuku ile Devletler Genel Hukuku’dur (uluslararası örgütler, sınır, kıta sahanlığı gibi devletlerarası konular).
  • Özel Hukuk: Tarafların birbirine üstünlüğünün olmadığı, irade özgürlüğünün ve eşitliğin esas alındığı hukuk dalıdır. Alt dalları; Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku ve Devletler Özel Hukuku’dur (yabancılık unsuru taşıyan özel kişiler arası uyuşmazlıklar). Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu İsviçre’den alınmıştır; Türk hukuk tarihindeki tek milli/yerli kanun Osmanlı dönemindeki “Mecelle”dir.
  • Karma Hukuk: Hem kamu hukuku hem de özel hukuk özelliklerini ve hükümlerini barındıran dallardır. İş Hukuku, Hava Hukuku, Çevre Hukuku, Banka Hukuku ve Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku (özel telif hakları ile cezai ihlallerin birleşimi) bu gruba girer.

3. Ceza Hukuku ve Suçun Unsurları Türk Ceza Hukuku (İtalyan hukukundan etkilenilerek alınmıştır) toplum düzenini ve barışını korumayı amaçlar. Bir fiilin suç sayılabilmesi için üç temel unsur gerekir:

  • Kanunilik Unsuru: Bir fiilin suç sayılabilmesi için mutlaka kanunda suç olarak tanımlanmış olması (“tipiklik”) şarttır. Ceza hukukunda kıyas yapmak kesinlikle yasaktır. Yeni çıkan bir kanun, failin lehine (yararına) ise geçmişe yürür; aleyhine ise geçmişe yürümez.
  • Maddi Unsur: Suçun dış dünyaya yansıyan kısmıdır. Bunun için “fiil” (örneğin kasten adam öldürmek için ateş etmek gibi aktif/icrai ya da bebeğini emzirmemek gibi pasif/ihmali bir davranış) ve bazı durumlarda bu fiil sonucunda doğan bir “netice” olmalıdır. Ayrıca fiil ile netice arasında “nedensellik (illiyet) bağı” bulunmalıdır. Örneğin bacağından vurulan bir kişinin hastaneye götürülürken ambulansa kamyon çarpması sonucu ölmesi durumunda illiyet bağı kesilir ve ateş eden kişi cinayetten değil yaralamadan sorumlu olur.
  • Manevi Unsur (Kusurluluk): Ceza hukukunda kusursuz suç olmaz. Suçun işlenme biçimi ikiye ayrılır:
    • Kasıt: Suçu bilerek ve isteyerek işlemektir.
    • Taksir: Suçu bilerek istemeden, dikkatsizlik ve özensizlik sonucu (örneğin aşırı hız yaparak bir yayaya çarpmak) işlemektir.

Kusurluluğu Etkileyen Haller (Ceza Ehliyeti): Kusurluluğu etkileyen bazı durumlar failin alacağı cezayı doğrudan etkiler:

  • Akıl Hastalığı: Akıl hastalarına suç işlediklerinde ceza verilmez; ancak iyileşene kadar tam teşekküllü bir hastanede tutulmak üzere güvenlik tedbiri uygulanır.
  • Yaş Küçüklüğü:
    • 0-11 Yaş (12 yaşını doldurmamış): Hiçbir şekilde ceza verilmez, ancak çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanır.
    • 12-15 Yaş Arası: Çocuğun ayırt etme gücünün gelişip gelişmediğine (kurul raporuyla) bakılır. Eğer gelişmemişse ceza verilmez; gelişmişse indirimli ceza verilir.
    • 15-18 Yaş Arası: Ayırt etme gücüne bakılmaksızın doğrudan indirimli ceza verilir.
    • 18 Yaşını Doldurmuş Olanlar: Tam ceza ehliyetine sahiptir ve fiilin gerektirdiği cezanın tamamını alırlar.
  • Sağır ve Dilsizlik: Bu kişilerin yaşam deneyimi eksikliği göz önüne alınarak normal yaş sınırlarına “+3 yaş” eklenerek ceza verilir. Buna göre 15 yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlere ceza verilmez; 15-18 yaş arası ayırt etme gücüne göre değerlendirilir; tam ceza ehliyeti ise 21 yaşını doldurduklarında başlar.

4. Suç ve Cezalara İlişkin Anayasal İlkeler (Anayasa Madde 38)

  • Kanunilik İlkesi: Suç ve cezalar yalnızca TBMM’nin çıkaracağı bir kanunla belirlenir; işlendiği zaman kanunun suç saymadığı bir fiilden kimse cezalandırılamaz.
  • Masumiyet Karinesi: Bir kişinin suçluluğu mahkeme kararıyla (hükmen) kesinleşene kadar kimse suçlu sayılamaz ve peşinen suçlu ilan edilemez.
  • Kendini Suçlamama (Susma) Hakkı: Kimse kendisini ya da kanunda belirtilen yakın akrabalarını (üst soy, alt soy, kardeş vb.) suçlayıcı ifade vermeye zorlanamaz.
  • Hukuka Aykırı Delil Yasağı: Kanuna aykırı yollarla (örneğin izinsiz arama ile) elde edilen deliller yargılamada kullanılamaz; şayet kullanılarak hüküm verilmişse, bu durum ileride olağanüstü bir kanun yolu olan “yargılamanın yenilenmesi” sebebidir.
  • Şahsilik İlkesi: Ceza sorumluluğu şahsidir; kimse başkasının (ailesinin vb.) işlediği suçtan dolayı sorumlu tutulamaz. Devlet kan davası güdemez.
  • Borç Nedeniyle Özgürlükten Alıkoyma Yasağı: Kişiler, yalnızca bir sözleşmeden doğan maddi yükümlülüklerini (örneğin borcunu) yerine getiremedikleri için hapse atılamaz, özgürlüğünden alıkonulamaz; alacaklı ancak borçlunun malvarlığına icra (haciz) uygulayabilir.
  • Ölüm Cezası ve Genel Müsadere Yasağı: 2004 yılı anayasa değişikliğiyle idam cezası kaldırılmıştır. Ayrıca devletin kişinin tüm malvarlığına el koymasını ifade eden “genel müsadere” yasaktır; ancak suçta kullanılan eşyaya veya suçtan elde edilen kazanca el konulmasını kapsayan “özel müsadere” uygulanmaktadır.

İki Önemli İstisna Durumu:

  1. İdarenin Hapis Cezası Verememesi ve İstisnası: İdari makamlar (yürütme organları, yöneticiler vb.) yargılama yapmadan kişiye özgürlüğünü kısıtlayıcı hapis cezası veremez. Bunun tek anayasal istisnası Silahlı Kuvvetlerdir. Askeri disiplini sağlamak amacıyla er, erbaş ve subaylara yönelik olarak verilen “oda hapsi” uygulaması bu istisnaya dayanır.
  2. Vatandaşın İade Edilememesi ve İstisnası: Türk vatandaşları işledikleri bir suç sebebiyle yargılanmak üzere yabancı bir ülkeye iade edilemez. Bunun tek anayasal istisnası, Türkiye’nin uluslararası hukuktaki sorumlulukları gereği (savaş suçları, soykırım vb.) dahil olduğu Uluslararası Ceza Divanı‘nın (UCM) talepleridir. (Henüz pratik bir uygulaması olmasa da anayasada düzenlenmiş bir istisnadır).

5. Ceza Yargılama Süreci Ceza yargılaması süreci genel hatlarıyla ikiye ayrılır:

A. Soruşturma Evresi: Suç şüphesinin öğrenildiği andan itibaren, mahkeme tarafından iddianamenin kabul edilip davanın açılmasına kadar geçen ön süreçtir.

  • Soruşturmanın yöneticisi ve yetkili makamı Cumhuriyet Savcısıdır.
  • Bu süreçte suçlanan kişiye “Şüpheli”, şikayetçi olan mağdura ise “Müşteki” denir. Müştekinin avukatına “Vekil”, şüphelinin avukatına ise “Müdafi” adı verilir.
  • Yakalama: Suçüstü hallerinde her vatandaş yakalama yapabilirken, şüpheli durumlarda bu yetki kolluk kuvvetlerine (polis/jandarma) aittir.
  • Gözaltı: Savcı kararıyla şüphelinin geçici olarak özgürlüğünden mahrum edilmesidir (Anayasa gereği en fazla 48 saattir, uygulamada 24 saattir).
  • Tutuklama: Yalnızca Hakim kararıyla verilebilen, şüphelinin cezaevine gönderilmesini sağlayan karardır (Savcı tutuklama kararı veremez, sadece talep eder).
  • Takipsizlik Kararı: Eğer savcı yeterli suç şüphesi ve delil bulamazsa iddianame hazırlamaz ve “kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik)” kararı vererek dosyayı kapatır.

B. Kovuşturma (Yargılama) Evresi: Savcının hazırladığı suçlama belgesi olan “İddianame”nin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle kamu davası açılır ve kovuşturma süreci başlar. Bu süreç hüküm kesinleşene kadar devam eder.

  • Yetkili makam artık savcı değil, **Mahkeme (Hakim)**dir.
  • Bu süreçte “şüpheli”nin adı “Sanık”, “müşteki”nin adı ise “Katılan” olarak değişir.
  • Hakimin karar vermesinde etkili olan bilirkişi, tanık gibi araçlara “delil” denir.

C. Kanun Yolları ve İnfaz: Mahkemelerin verdiği ve henüz kesinleşmemiş olan kararların üst mahkemelerce denetlenmesi sürecine “Olağan Kanun Yolları” denir. Üç türü vardır:

  • İtiraz: Mahkemenin tutuklama vb. ara kararlarına karşı, dosyaya bakan hakimliğin bir üstündeki veya dengi hakimliğe/mahkemeye (Örneğin Sulh Ceza’dan Asliye Ceza’ya) yapılan başvurudur.
  • İstinaf: İlk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın, bir üst derece olan “Bölge Adliye Mahkemesi”ne götürülerek incelenmesidir.
  • Temyiz: Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği kararın da bir üst yargı kolu olan ve nihai denetim yeri konumundaki “Yargıtay”a taşınmasıdır.

Tüm bu süreçlerin ve temyiz aşamasının da bitmesi sonucunda kararın kesinleşmesine “Hüküm”, hakkında hüküm kesinleşmiş kişiye ise “Hükümlü” denir. Kesinleşmiş bu cezanın Adalet Bakanlığı tarafından uygulanması ve kişinin cezaevine gönderilmesi işlemlerine ise “İnfaz” adı verilmektedir.

Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.

Yorum yaz

Yorum yaz