Temel Hukuk Kavramları: Hak Kavramı, İyi Niyet ve Dürüstlük İlkeleri Ders Notları
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 8 dk
1. Hak Kavramı ve Hukuk Dallarındaki Yeri Hak; hukuk düzeni ve yasalar tarafından kişilere tanınan, güvence altına alınan yararlar ve menfaatlerdir. Haklar, dayandıkları hukuk dallarına göre iki ana gruba ayrılır:
- Kamu Hakları: Birey ile devlet arasındaki ilişkileri düzenler. İdare, anayasa, ceza ve vergi hukuku gibi kamu hukuku dallarına dayanır. Anayasada güvence altına alınan düşünce hürriyeti (devletin karışamayacağı negatif statü hakları), eğitim hakkı (devletten istenen sosyal ve ekonomik haklar) ve seçme, seçilme, memur olma, vatandaşlık gibi siyasi haklar bu kapsama girer ve doğrudan devlete karşı ileri sürülür.
- Özel Haklar: Kişilerin (bireylerin) birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen ve medeni hukuk, borçlar hukuku, ticaret hukuku gibi özel hukuk alanlarında yer alan haklardır. Bireylerin birbirlerine karşı ileri sürdüğü mülkiyet, miras, evlenme, boşanma, alacak ve nafaka hakları bu gruptadır.
2. Niteliklerine Göre Özel Haklar Özel haklar, kime karşı ileri sürülebildiklerine (muhataplarına) göre ikiye ayrılır:
A. Mutlak Haklar: Sınırsız olan ve herkesin saygı göstermekle yükümlü olduğu, evrendeki herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Aramızda hiçbir hukuki ilişki olmayan kişiler dahi bu hakları ihlal edemez. İkiye ayrılır:
- Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar: Parasal değeri olan varlıklardır.
- Maddi Mallar (Eşya): Elle tutulup gözle görülen somut eşyalar (Örn: kumanda, araba) üzerinde doğrudan yetki veren “ayni haklar”dır. Bu hak tüm yetkileri veriyorsa “Mülkiyet Hakkı” (tam ayni hak); sınırlandırılmışsa (Örn: intifa, oturma, geçit, kaynak, üst, rehin, taşınmaz yükü) “Sınırlı Ayni Hak” adını alır.
- Maddi Olmayan Mallar (Fikri ve Sınai Haklar): Eşya olmayan, zihinsel ve fikri çaba sonucu ortaya çıkan soyut varlıklardır. Yazarın kitabı/şiiri üzerindeki telif hakkı ile marka (Örn: Coca-Cola), patent ve ticaret unvanı gibi sınai haklar bu gruba girer.
- Kişiler Üzerindeki Mutlak Haklar: Parasal değeri olmayan, mirasa ve başkasına devredilemeyen haklardır. Kişinin kendi vücut ve manevi bütünlüğü (namus, şeref, sağlık) ile çalışma özgürlüğünü kapsayan “Kişilik Hakları” bu gruptadır. Ayrıca kişinin bir başkası üzerinde sahip olduğu “Velayet” (ana-babanın çocuk üzerindeki hakkı) ve “Vesayet” (mahkeme kararıyla kısıtlılar üzerindeki koruma) hakları da mutlak haklardır.
B. Nispi Haklar: Sadece belirli bir hukuki ilişkinin veya sözleşmenin tarafları arasında birbirlerine karşı ileri sürülebilen geçici haklardır. Örneğin; borç ilişkisinden doğan alacak hakkı sadece borçludan istenebilir. Benzer şekilde, boşanan eşler arasında doğan nafaka hakkı yalnızca eski eşten istenebilirken, kira hakkı sadece ev sahibi ile kiracı arasındaki bağlayıcı bir haktır.
3. Konularına ve Devredilebilmelerine Göre Haklar
- Mal Varlığı Hakları: Ekonomik değeri olan, parayla ölçülebilen, miras yoluyla geçen ve başkasına devredilebilen haklardır (mülkiyet, alacak, telif, patent vb.).
- Önemli İstisna: İntifa (yararlanma) hakkı, oturma hakkı (ikisi mutlak ayni haktır) ve nafaka hakkı (nispi haktır) parayla ölçülebilen mal varlığı hakları olmalarına rağmen hukuken kesinlikle başkasına devredilemezler.
- Şahıs Varlığı (Kişilik) Hakları: Parayla ölçülemeyen, devredilemeyen, miras yoluyla geçmeyen ve ekonomik değeri olmayan haklardır. Sadece hak sahibinin bizzat kullanabileceği evlenme, nişanlanma, nişanı bozma, isim koruma ve yaşam hakkı bu gruptadır.
4. Hukuksal Sonuçlarına Göre Haklar Kullanıldığında hukuk dünyasında yaratacağı etkilere göre haklar ikiye ayrılır:
- Alelade (Yenilik Doğurmayan) Haklar: Hak kullanıldığında mevcut hukuki durum değişmez, sadece var olan durum sürdürülür. Kişinin kendi mülkiyetindeki tişörtü giymesi, kendi kitabını birine ödünç vermesi, arabasını kullanması veya velayet hakkına dayanarak çocuğuna nasihat vermesi alelade haklardır.
- Yenilik Doğuran (İnşai) Haklar: Hak sahibinin tek taraflı beyanıyla hukuk dünyasında yeni bir durum ortaya çıkaran, durumu değiştiren veya bitiren haklardır. Üçe ayrılır:
- Kurucu Yenilik Doğuran Haklar: Yeni bir hukuki ilişki yaratır. Sözleşme teklifini (icap) kabul etmek, alım hakkını kullanmak veya evlilik dışı doğan bir çocuğu nüfusta resmen tanıyarak aradaki soybağını kurmak bu şekildedir.
- Değiştirici Yenilik Doğuran Haklar: Var olan hukuki ilişkiyi şekil değiştirterek devam ettirir. Satın alınan kusurlu (ayıplı) bir malın yenisiyle değiştirilmesini, indirim yapılmasını veya tamirini talep etmek hukuki ilişkiyi yenileyerek sürdürür.
- Bozucu (Sonlandırıcı) Yenilik Doğuran Haklar: Mevcut hukuki durumu tamamen sona erdirir. Bir sözleşmeyi feshetmek, işten istifa etmek, vekalet verilen avukatı azletmek, boşanma davası açmak veya kalıtım yoluyla kalan mirasın mahkemeye başvurarak reddedilmesi hukuki ilişkiyi kesin olarak bitirir.
5. Hakları Doğuran ve Sona Erdiren Durumlar
- Hukuki Olay: İnsan iradesi dışında gerçekleşen, ancak hukukun sonuç (hak kazandırma/kaybettirme) bağladığı doğa/tabiat olaylarıdır. Ölüm olayıyla kişinin hak ehliyetinin sona erip mirasçılığın doğması, doğum olayıyla kişilik hakkının kazanılması, fırtına/deprem sonucu yıkılan binada mülkiyetin ortadan kalkması veya bir kişinin aklını yitirerek (akıl hastalığı) fiil ehliyetini kaybetmesi hukuki olaydır.
- Hukuki Fiil: Hukukun sonuç bağladığı insan davranışları ve eylemleridir. Bir yerde sürekli kalma niyetiyle yaşayarak ikametgah (yerleşim yeri) kurmak hukuka uygun bir fiilken; birini dövmek, yumruk atmak veya hırsızlık yapmak hukuka aykırı fiillerdir ve her ikisine de hukuk sonuç bağlar.
- Hukuki İşlem: Kişilerin hukuki bir sonuç elde etme niyetiyle yaptıkları “irade açıklamalarıdır” (beyanlardır). Sadece tek kişinin iradesiyle kurulan vasiyetname düzenlemek veya mirası reddetmek tek taraflı bir hukuki işlemdir. Alım-satım ve kira sözleşmeleri iki taraflı irade uyuşması gerektirirken, bir derneğin genel kurul toplantısında alınan kararlar çok taraflı hukuki işlemlere örnektir.
6. Hakların Kazanılma Şekilleri
- Aslen Kazanma: Bir hakkın başkasından devralınmadan ilk kez elde edilmesidir. İki şekilde olur:
- Sahiplenme: Taşınır (taşınabilir) mallarda uygulanır. Kimseye ait olmayan, sahipsiz veya çöpe atılmış bir eşyayı kişinin bizzat almasıdır. (Örn: Ormanda mantar toplamak veya avlanarak bir tavşan yakalamak).
- İşgal: Taşınmaz mallarda uygulanır. Tapuda kaydı olmayan özel arazileri (mera veya orman olmayan), davasız ve aralıksız 20 yıl boyunca etrafını çitle çevirip kendi fiili hakimiyeti (zilyetliği) altına alan kişi, sürenin sonunda mahkemeye başvurarak buranın kendi adına tapuya tescil edilmesini talep edebilir. (Günümüzde devletin pek müsaade etmediği bir durumdur).
- Devren Kazanma: Önceden başka birine ait olan hakkın ondan yeni sahibine geçmesi, el değiştirmesidir (başkalarından alma).
- Taşınırlarda Teslim (Zilyetliğin Devri): Mağazadan beyaz eşya alındığında, mal fiziken kişinin fiili hakimiyetine teslim edilmediği sürece (eve gelip bırakılmadıkça) mülkiyet elde edilmiş sayılmaz.
- Taşınmazlarda Tescil: Ev veya arsa gibi gayrimenkullerin mülkiyeti, devletin resmi dairesinde (tapuda) eski sahibin silinip yeni sahibin işlenmesiyle (tapuya tescil ile) kazanılır.
7. İyi Niyet ve Dürüstlük İlkeleri Hukuk sisteminde kişilerin hal ve hareketlerini bağlayan iki temel ilke vardır:
A. İyi Niyet (Subjektif İyi Niyet) Sadece hakların “kazanılması” aşamasında aranır. Bir hakkın kazanılmasının önündeki engeli veya bir eksikliği bilmemek, bilebilecek durumda olmamak ve bu durumun mazur görülebilecek (anlayışla karşılanabilecek) bir bilgisizlik olmasıdır. Bu ilke her zaman hakkı devredende değil, hakkı kazanacak olan kişide aranır.
- Mal sahibinin rızasıyla çıkmışsa: A kişisi, bilgisayarını güvendiği bir arkadaşına (B’ye) emanet olarak verirse; B de gidip bu bilgisayarı durumdan habersiz, iyi niyetli bir 3. kişi olan C’ye satarsa, C mülkiyeti tamamen kazanır. Asıl mal sahibi A, bilgisayarı alan C’den geri isteyemez; ancak emanete ihanet eden arkadaşı B’ye ceza ve tazminat davası açabilir.
- Mal sahibinin rızası dışında (çalıntı vb.) çıkmışsa: Eğer bilgisayar A’dan çalınıp B’ye geçer ve B bunu iyi niyetli C’ye satarsa, kanun çalıntı malı alanın hakkını hemen korumaz. C’nin bu malı ancak zaman aşımı yoluyla (gerçek mal sahibinin dava etmemesi ve 5 yıl beklemesi şartıyla) elde edebileceği öngörülür.
B. Dürüstlük İlkesi (Objektif İyi Niyet) Hakların “kullanılmasında” ve “borçların yerine getirilmesinde (ödenmesinde)” herkesin uyması gereken zorunluluktur. Medeni Kanun Madde 2’ye göre; herkes makul, aklı başında, normal zekalı bir insan gibi dürüst davranmalıdır. Eğer bir hak bilerek karşı tarafa zarar vermek için kullanılıyorsa (hakkın kötüye kullanılması yasağı), hukuk düzeni bunu korumaz.
- Dürüstlüğe Aykırı Örnekler: Çok yüklü bir borcu sırf karşı tarafa eziyet olsun diye yüzlerce bozuk parayla ödemek, kira borcunu düğün gününde takı merasiminde veya gece 3’te kapıya dayanarak ödemeye çalışmak, motoru bozuk bir arabayı ayıplarını gizleyip kandırarak satmak.
- Hakkın Kötüye Kullanılması: Mülkiyet hakkı olmasına rağmen komşusuna sinirlendiği için bilerek onun deniz manzarasını kapatacak kadar yüksek duvarlar örmek veya gece gündüz yüksek sesle müzik dinleyerek komşuları rahatsız etmek dürüstlük ilkesine aykırıdır.
- Uygulama Alanı: Hakimin bir sözleşmedeki veya kanundaki hukuki boşlukları doldururken ve kuralları yorumlarken başvurduğu ana kaynak dürüstlük ilkesidir.
8. Hakların Korunması Yolları Kişi haklarının ihlal edilmesi durumunda başvurulan yollar ikiye ayrılır:
- Devlet Eliyle Koruma: Hak ihlal edildiğinde uyuşmazlığın çözümü için karşı tarafa yazılı olarak ihtarname (talep hakkı) çekmek veya hakka saygı gösterilmiyorsa doğrudan mahkemede dava açmaktır (dava hakkı).
- Kendi Gücüyle (Eliyle) Koruma Yolları: Belirli özel koşullarda kişinin bizzat harekete geçmesidir. Üçe ayrılır:
- Meşru Müdafaa (Haklı Savunma): Kişinin kendisine veya bir başkasının canına/malına yönelik yapılan “haksız, devam eden, insan kaynaklı” bir saldırıyı o esnada bertaraf etmesidir. Savunmanın saldırıyla orantılı ve dengeli olması şarttır. Örneğin; sokakta kendisine bıçakla saldıran gaspçıyı o an eline geçirdiği bir taş veya sopayla etkisiz hale getirmek meşru müdafaadır. Şartlar sağlanmışsa kişiye hiçbir cezai veya hukuki (tazminat) sorumluluk yüklenmez.
- Zaruret (Zorda Kalma / Istırar) Hali: Kişinin kendisini veya bir başkasını tehlikeli bir durumdan (doğa olayları, yangın, hayvan saldırısı) korumak amacıyla, olayla hiçbir ilgisi olmayan masum 3. bir kişinin malına zorunlu olarak zarar vermesidir. Örneğin; dağda yürüyüş yaparken ayıdan kaçan veya kar fırtınasında donmak üzere olan birinin can havliyle başka birine ait kulübenin camını/kapısını kırarak içeri girmesi, oradaki sobayı veya erzağı kullanmasıdır. Zaruret halinde işlenen fiil “haneye tecavüz” veya “hırsızlık” suçu sayılmaz (cezası yoktur); ancak verilen maddi zarar hakkaniyet ölçüsünde (borçlar hukuku gereği) mülk sahibine ödenmek zorundadır.
- Kuvvet Kullanma (Kendi Gücüyle Koruma): Devletin emniyet güçlerine ulaşılamayacak ıssız bir yerde hakkın kaybolacağı tehlikesi baş gösterdiğinde, kişinin orantılı bir şekilde kaba kuvvet kullanarak hakkını emniyete almasıdır. Örneğin; dağ başında ıssız bir otelde ücretini ödemeden kaçmaya çalışan müşterilerin bavullarını rehin almak veya araçlarının lastiklerini patlatarak / kontak anahtarına el koyarak kaçmalarını engellemek kuvvet kullanmadır. Ölçülü olduğu takdirde yasal sayılır ve ceza doğurmaz.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz