İçeriğe geç
KPSS Vatandaşlık Ders Notu PDF

Anayasacılık Tarihi ve 1982 Anayasası Genel Hükümleri Ders Notları

Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 13 dk

BÖLÜM 1: OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E ANAYASAL GELİŞMELER

Osmanlı tarihindeki anayasacılık hareketleri, tam bir anayasa olmamakla birlikte, adım adım padişahın yetkilerini sınırlayan ve halka çeşitli haklar tanıyan tarihi belgelerle başlamıştır.

A. Sened-i İttifak (1808)

  • Türk tarihindeki ilk anayasacılık hareketidir, ancak bir anayasa metni değildir.
  • Padişah II. Mahmut ile ayanların (Alemdar Mustafa Paşa öncülüğündeki yerel güçlerin) arasında imzalanan karşılıklı bir sözleşme (misak) niteliğindedir.
  • Padişah, ayanların gücünü ve varlığını kendi isteği dışında tanımak zorunda kaldığı için, Türk tarihinde ilk defa padişahın yetkilerinin sınırlandığı belgedir.
  • Konusu (vergi ve askerlik) ve taraflarının niteliği (kral ve derebeyler) itibarıyla, 1215’te İngiltere’de imzalanan Magna Carta’ya benzer.

B. Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu - 1839)

  • Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanmış ve Padişah Abdülmecid tarafından Gülhane Parkı’nda ferman olarak (tek taraflı iradeyle) ilan edilmiştir.
  • Türk tarihindeki ilk haklar beyannamesidir (bildirgesidir). Batılılaşmanın bir ürünü olarak padişah, kendi halkına ilk defa kendi iradesiyle haklar sunmuş ve yasaların üstünlüğünü kabul etmiştir.
  • Vergide adalet (mali güce göre vergi alınması), askerlikte adalet, mülkiyet güvencesi (müsaderenin kaldırılması), mahkemelerin açıklığı ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkeleri bu metinle güvence altına alınmıştır.
  • Eksikliği: Padişah kurallara uyacağını belirtse de, uymadığı takdirde ne olacağına dair bir denetim mekanizması bulunmadığı için maddeler havada kalmıştır.

C. Islahat Fermanı (1856)

  • Kırım Savaşı sırasında Avrupalı devletlerin desteğini alabilmek ve özellikle gayrimüslim tebaayı memnun etmek amacıyla Sultan Abdülmecid tarafından ilan edilmiştir.
  • Osmanlı’daki millet anlayışı gereği var olan Müslümanların üstünlüğünü sonlandırmayı amaçlamış; gayrimüslimlere memuriyet, bedelli askerlik, mahkemelerde tanıklık ve yerel meclislere katılım gibi haklar tanınarak Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki eşitsizlikler ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
  • Ayrıca işkence ve kötü muamele yasaklanmıştır.

D. 1876 Kanun-i Esasi (I. Meşrutiyet Dönemi)

  • İlk Osmanlı-Türk anayasasıdır. Mithat Paşa’ya anayasayı ilan etme sözü vererek tahta çıkan Padişah II. Abdülhamit tarafından ferman niteliğinde ilan edilmiştir.
  • Bu anayasayla Osmanlı Devleti mutlak monarşiden Meşruti Monarşiye geçmiştir; ancak padişahın (yürütmenin) olağanüstü güçlü olduğu bir modeldir.
  • İlk 7 maddesinde genel hükümler yer alır: Devlet üniter yapıdadır, resmi dini İslam, dili Türkçe ve başkenti İstanbul’dur. Meclise girmek için Türkçe bilme şartı aranmıştır.

Yasama ve Yürütme Organı:

  • Yasama organının ortak adı Meclis-i Umumi‘dir ve iki bölümden oluşur.
    1. Heyet-i Mebusan (Alt Meclis): Üyeleri 4 yıllığına, halk (sadece vergi veren erkekler) tarafından seçilir.
    2. Heyet-i Ayan (Üst Meclis): Üyeleri padişah tarafından atanır ve ömür boyu görev yaparlar.
  • Padişahlık babadan oğula geçer, padişah aynı zamanda halifedir ve yürütmenin başıdır.
  • Kanun teklif etmek için padişahtan ön izin alınması zorunludur. Meclisten geçen yasanın padişahın önüne geldiğinde reddedilmesi durumunda bir daha asla görüşülemeyeceği “mutlak veto” yetkisi vardır.
  • Padişahın sadrazamı (başbakanı) ve bakanları atama, basın üzerinde sansür kurma, hiçbir sebep göstermeden meclisi kapatma (feshetme) ve kişileri (Mithat Paşa örneğindeki gibi) sürgüne gönderme yetkileri mevcuttur.
  • Bakanlar meclise değil, doğrudan padişaha karşı sorumludur.
  • Anayasada kişi hakları bulunsa da siyasi parti kurmak kesinlikle yasaktır. Padişah II. Abdülhamit, 93 Harbi’ni (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) bahane ederek meclisi kapatmış ve anayasayı 30 yıllığına rafa kaldırmıştır.

E. 1909 Değişiklikleri (II. Meşrutiyet)

  • İttihat ve Terakki subaylarının baskısı ve Balkanların elden çıkması riski üzerine 1908’de Meşrutiyet yeniden ilan edilmiştir. 1909’da meşrutiyeti yıkıp eskiye dönmeyi amaçlayan 31 Mart Olayı (İrticai isyan) yaşanmış, isyanın bastırılmasıyla II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine Mehmet Reşat geçmiştir.
  • Demokratikleşme: 1909 değişiklikleriyle padişahlık makamı sembolik (kukla) hale getirilmiş, klasik parlamenter monarşi başlamıştır.
  • Padişahın meclisi şartsız feshetme yetkisi Ayan Meclisi’nin onayına ve 3 ay içinde yeni seçim yapılması şartına bağlanmıştır.
  • Kanun teklifi için padişahtan izin alma şartı kaldırılmış, mutlak veto yetkisi kaldırılarak geciktirici vetoya dönüştürülmüştür (meclis aynen iade ederse padişah onaylamak zorundadır).
  • Hükümet (Bakanlar Kurulu) padişaha karşı değil, meclise karşı sorumlu hale getirilmiştir.
  • Sansür, sürgün ve örgütlenme yasakları kaldırılmış; İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf gibi partiler kurularak Türk siyasal tarihindeki ilk çok partili yaşam başlatılmıştır.

F. 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) I. İnönü Savaşı’ndan sonra (20 Ocak 1921) olağanüstü savaş koşullarında TBMM tarafından ilan edilmiştir. Osmanlı Anayasası da resmen kaldırılmadığı için birbiriyle çelişmeyen hükümlerin uygulandığı bu duruma “İkili Anayasa Dönemi” denir.

  • Milli Egemenlik: 1. maddesi “Egemenlik bila kaydü şart milletindir” şeklindedir ve bu ilkeyi benimseyen ilk anayasamızdır.
  • 24 maddelik bir “Çerçeve Anayasa”dır ve kanunlardan daha zor değiştirileceğine dair bir hüküm barındırmadığı için tek “Yumuşak Anayasa”dır.
  • Meclis Hükümeti Sistemi (Kuvvetler Birliği): Savaşı kazanmak ve hızlı kararlar almak için yasama, yürütme ve yargı güçleri mecliste birleştirilmiştir. Bakanlar meclis içinden oylamayla tek tek seçilmiştir.
  • Seçimler ve İdari Yapı: Seçimler kural olarak 2 yılda bir yapılır. Tarihimizde savaş (Kurtuluş Savaşı) sebebiyle seçimlerin ertelendiği tek yıl 1922’dir (1923’e ertelenmiştir). Ülke idari olarak vilayet, kaza ve nahiyelere ayrılmış; vilayet ve nahiye meclislerini halkın seçtiği “yerinden yönetim” (idari, mali, eğitim özerkliği) anlayışı açıkça benimsenmiştir.
  • Yargı ve Özgürlüklerin Eksikliği: Savaş dönemi anayasası olduğu için modern anlamda mahkemelerden ve özellikle temel hak ve özgürlüklerden (kamu özgürlüklerinden) hiç bahsetmeyen tek anayasadır (İstiklal mahkemeleri meclisin bizzat oluşturduğu yapılardır).

1923 Cumhuriyetin İlanı ile Yapılan Değişiklikler: Meclis hükümeti sisteminde hükümetin kurulamaması ve tıkanmalar yaşanması üzerine 29 Ekim 1923’te köklü değişikliklere gidilmiştir.

  • Devletin hükümet şekli Cumhuriyet olmuştur.
  • Devletin dininin İslam, dilinin Türkçe olduğu eklenmiştir.
  • Cumhurbaşkanlığı Makamı kurulmuş, cumhurbaşkanının 4 yıllığına meclis içinden seçileceği kararlaştırılmış (Atatürk seçilmiştir) ve başbakanlık sistemi kurularak hükümet bunalımlarını çözen Kabine Sistemine geçilmiştir.
  • (Not: İstiklal Marşı (1921) ve Ankara’nın Başkent oluşu (13 Ekim 1923) kanunla kabul edilse de 1921 Anayasasının metnine girmemiştir).

G. 1924 Anayasası ve Değişiklikleri Cumhuriyetin ilanından sonra çıkarılan ilk anayasadır, Kanun-i Esasi ve 1921 Anayasasını yürürlükten kaldırıp ikili döneme son vermiştir.

  • Birinci maddesinin (“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”) değiştirilmesi yasaklanmış, zorluk derecesi yüksek katı (sert) bir anayasadır. Başkent Ankara anayasaya bu metinle girmiştir.
  • Karma Hükümet Sistemi: “Yasama ve yürütme yetkisi meclise aittir, yürütme meclis adına bakanlar kurulu eliyle kullanılır” denilerek; hem güçlerin mecliste toplandığı Kuvvetler Birliği, hem de yetkinin hükümete devredildiği Görevler Ayrılığı sentezlenmiş meclis üstünlüğüne dayanan karma bir sistemdir.
  • Seçimi kazanan partinin mutlak güç elde ettiği “Çoğunlukçu Demokrasi” anlayışını benimsemiştir.
  • Kamu haklarına yer verilmiş ancak devletin ekonomik yetersizliğinden dolayı (ilköğretim zorunluluğu hariç) sosyal devlet ilkesine ve sosyal/ekonomik haklara yer verilmemiştir.
  • Yasama Yorumu (Tefsiri): Anayasa Mahkemesi bulunmadığından yasaların anayasaya uygunluğu etkin denetlenememiş, ayrıca meclis kendi çıkardığı kanunu bizzat kendisi yorumlamıştır. Yargı bağımsızlığına aykırı olan bu yetki sadece 1924 Anayasası’nda yer alır.

Önemli Anayasa Değişiklikleri ve Gelişmeler:

  • 1928 Değişikliği: Devletin dini İslam’dır maddesi ve şeriat hükümlerini uygulama yetkisi çıkarılmış, dini yeminler (vallahi vb.) kaldırılarak “namus ve şeref” yeminine geçilmiştir (Henüz tam laik denmemiştir).
  • 1934 Değişikliği: Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınarak (erkek ibaresi Türk vatandaşı yapılarak) Genel Oy ilkesi anayasaya dâhil edilmiştir. (Kadınların 1930’da belediye, 1933’te muhtarlık [Gül Esin] seçimlerine katılımı kanun değişikliğidir).
  • 1937 Değişikliği: CHP’nin 6 Oku devletin ideolojisi olarak anayasaya girmiştir. Laiklik ilkesi anayasada ilk defa bu tarihte yer bulmuştur (Devletçilik, Halkçılık, İnkılapçılık daha sonraki anayasalarda yer almayacaktır).
  • 1945 ve 1952 Değişiklikleri: 1945’te anayasanın dili Öz Türkçeleştirilmiş, 1952’de kavramsal sorunlar yüzünden eski diline geri dönülmüştür.
  • 1946 Seçimleri: Demokrat Parti’nin de yarışmasıyla Cumhuriyet döneminde birden fazla partinin katıldığı ilk seçimdir. Ayrıca delegelik (ikinci seçiciler) kaldırılarak halkın direkt milletvekilini seçtiği Tek Dereceli Seçim sistemine geçilmiştir.
  • 1950 Seçimleri: Türk demokrasi tarihi için milattır. Gizli Oy, Açık Sayım ve Döküm ilkesi ilk defa uygulanmış; oylar perdeli kabinlerde verilmiş ve halkın önünde sayılmıştır. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) oluşturularak seçimler ilk defa yargı denetimi altına alınmış ve CHP iktidarı sona ermiştir.

BÖLÜM 2: 1982 ANAYASASI VE CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ (Madde 2)

1982 Anayasası’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti; toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

1. İnsan Haklarına Saygılı Devlet 1961 Anayasası’ndaki “insan haklarına dayalı” ibaresi, devlet otoritesini merkeze alan “saygılı” kavramıyla değiştirilmiştir. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olması ve 1987 yılında AİHM’ye bireysel başvuru hakkını tanıması bu ilkenin doğal sonucudur.

2. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet 1961 Anayasası’ndaki “milli devlet” kavramı değiştirilmiştir.

  • Subjektif Milliyetçilik: Irk, din veya mezhep gibi objektif kriterlere değil; ortak geçmiş, kültür, tasada/kıvançta bir olma ve birlikte yaşama arzusuna (subjektif değerlere) dayanan milliyetçiliktir.
  • Anayasa Madde 66’da yer alan “Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür” ifadesi, devletin resmi dilinin Türkçe olması ve ülkesi/milletiyle bölünmez bir bütün olduğu (üniter yapı) vurgusu, bu ilkenin anayasal yansımalarıdır.

3. Demokratik Devlet ve Seçim İlkeleri Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu (Madde 6) ve yönetimin halk egemenliğine dayandığı ilkedir. Bir devlette demokrasinin var olabilmesinin asgari şartları şunlardır: Etkin makamların seçimle başa gelmesi, seçimlerin düzenli aralıklarla yapılması, seçimlerin serbest olması, birden çok parti (çoğulculuk) bulunması, muhalefetin iktidar olabilme şansının olması ve temel hak/hürriyetlerin (ifade, toplanma vb.) güvence altına alınmış olması.

1982 Anayasasına Göre Seçimlerin Tabi Olduğu İlkeler:

  • Serbestlik: Vatandaşların baskı ve zorlama olmaksızın özgürce oy kullanabilmesidir. Ancak anayasa bu kurala bir istisna getirerek; mahalli idareler, genel seçimler ve halkoylamasına katılımı artırmak amacıyla kanunla idari para cezası dâhil tedbir alınabileceğini belirtmiş ve kendi içinde istisnai bir kısıtlama yaratmıştır.
  • Genel Oy: 1934 yılında kadınlara seçme hakkı verilmesiyle gelmiştir; servet, öğrenim, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin şartları taşıyan herkesin oy kullanabilmesidir.
  • Eşit Oy: Herkesin kullandığı oyun eşit derecede (1 oy) sayılmasıdır.
  • Gizli Oy, Açık Sayım ve Döküm: Oyların perdenin arkasında atılarak kimseye gösterilmemesi, ancak sayımın halkın ve parti temsilcilerinin şahitliğinde şeffafça yapılmasıdır. (1950 seçimlerinde hukuka girmiştir).
  • Tek Dereceli Seçim: Delegelerin aradan çıkıp, vatandaşın doğrudan asıl yetkiliyi seçmesidir. (İlk defa 1946’da uygulanmıştır).
  • Yargısal Denetim: Seçimlerin YSK başta olmak üzere yargı organlarının gözetiminde yapılmasıdır. (1950’de başlamıştır).

Seçmen Olma Şartları ve Oy Kullanma Durumları: Türkiye’de oy kullanabilmek için kişinin Türk vatandaşı olması, 18 yaşını doldurması, vesayet altında (kısıtlı) olmaması, seçmen kütüğüne kayıtlı olması ve kasten işlenmiş bir suçtan ötürü kamu hizmetlerinden yasaklı olmaması gerekir.

  • Oy Kullanabilenler: Cezaevlerindeki Tutuklular (masumiyet karinesi gereği yargılaması sürenler) ve Taksirli Suçtan (istemeden, trafik kazası vb.) Hüküm Giyenler oy kullanabilir. Subaylar ve astsubaylar da oy kullanabilir. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanabilirken, mahalli idareler (belediye) seçimlerinde kullanamazlar.
  • Oy Kullanamayanlar Kesin Listesi: Askeri disiplin ve katı hiyerarşide irade özgürlüğünün zedelenmemesi amacıyla silah altında bulunan (vatani görevini yapan) er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler kesinlikle oy kullanamazlar. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bulunan kasıtlı suçtan hüküm giymiş (cinayet, hırsızlık vb.) kişiler de oy kullanamazlar.

Seçim Kanunları (Temel Kural): Seçim kanunları, “temsilde adalet” (örn: baraj uygulamalarıyla meclise farklı seslerin taşınması) ve “yönetimde istikrar” ilkelerine göre düzenlenir. Meclis çoğunluğunun kuralları seçim öncesi kendi lehine fırsatçılıkla değiştirmesini engellemek amacıyla; seçim kanunlarında yapılan bir değişiklik, yürürlüğe girdikten sonraki “1 yıl” içinde yapılacak seçimlere uygulanamaz.


BÖLÜM 3: SİYASİ PARTİLER HUKUKU

  • Siyasi partiler, 18 yaşını doldurmuş en az 30 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tarafından, İçişleri Bakanlığı’na tüzük verilerek (bildirim sistemiyle) önceden izin alınmadan kurulurlar. İzin şartı, iktidarın muhalefet kurdurmama ihtimaline karşı anayasa koyucu tarafından özellikle eklenmemiştir.
  • Not: Parti kurmak için 30 vatandaş yeterliyken, meclis içerisinde partinin bir Grup kurabilmesi için en az 20 Milletvekili gereklidir.

Siyasi Partilere Üye Olamayacaklar (Tarafsız Kalması Gerekenler): Hakim ve savcılar, Sayıştay dâhil yüksek yargı mensupları, kamu kurumlarındaki memurlar ve sözleşmeli personeller, lise ve yükseköğrenim öncesi öğrencileri, YÖK üyeleri ve TSK mensupları (subay vb.) siyasi partilere üye olamazlar.

  • İstisnai Durumlar (Üye Olabilecekler): Üniversite öğrencileri ile belediye vb. yerlerde çalışan kamu işçileri partilere üye olabilirler. Ayrıca üniversitelerdeki yükseköğretim elemanları (profesör, doçent vb.), siyasete sadece birikimlerini katabilmeleri amacıyla partilere üye olabilirler ancak yalnızca partinin Ankara’daki Genel Merkez organlarında görev alabilirler (taşra teşkilatlarında görev alamazlar).

Partilerin Denetimi, Yasakları ve Kapatılmaları:

  • Siyasi partiler yurt dışında örgütlenebilir, gençlik/kadın kolları kurabilirler; ancak ticari faaliyetlere (ticaretle uğraşmaya) girişemezler.
  • Partiler oyların %7’sini geçtiklerinde (seçim barajı) meclise girer, oyların %3’ünü geçtiklerinde ise devletten hazine yardımı alırlar.
  • Siyasi partilerin mali denetimini, Anayasa Mahkemesi yapar. Anayasa Mahkemesi uzmanlık gerektiren bu konuda Sayıştay’ın yardımını alarak denetimi gerçekleştirir (Mali denetimi Sayıştay’ın kendisi yapmaz, AYM yapar).
  • Kapatılma Nedenleri: Parti; devletin bağımsızlığına ve ülkenin bölünmezliğine, insan haklarına, eşitliğe, laikliğe ve demokrasiye aykırı eylemlerin ya da suç işlemeyi teşvik etmenin “odağı (merkezi)” haline gelirse kapatılır. Birkaç vekilin ihlali yeterli değildir; fiillerin parti tüzüğünde, mitinglerinde yoğun ve sürekli biçimde işlenerek odağa dönüşmesi şarttır.

Kapatma Davası Süreci ve Sonuçları:

  • Siyasi parti hakkında kapatma davasını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı açar, davayı Anayasa Mahkemesi (3/2 oy çokluğuyla) karara bağlar.
  • Anayasa Mahkemesi yaptırım olarak duruma göre temelli kapatma kararı verebileceği gibi, temelli kapatmak yerine sadece hazine yardımından kısmen/tamamen mahrum bırakma kararı da verebilir.
  • İstisna (Sadece Temelli Kapatma Sebebi): Bir siyasi parti, “Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan veya Türk uyruğunda olmayan yabancı kişilerden maddi yardım alırsa”, AYM bu durumda hazine cezası veremez, istisnasız ve zorunlu olarak sadece temelli kapatma kararı verir.
  • Temelli kapatılan bir partinin mal varlığı hazineye geçer ve tüzel kişiliği son bulur. Kapatılan parti aynı isim, logo veya tabela altında yeniden kurulamaz (bunun aşılması fiiliyatta sadece farklı isim ve tüzüklerle gerçekleşmektedir).
  • Kişilere Yönelik Siyasi Yasak: Bir partinin kapatılmasına eylem ve söylemleriyle (beyanlarıyla) doğrudan sebep olan kişilere 5 yıl süreyle siyasi yasak gelir. Bu kişiler 5 yıl boyunca hiçbir siyasi partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetçisi olamazlar.
  • Önemli İstisna: Kapatılmaya sebep olan kişinin milletvekilliği düşmez. Bu kişi 5 yıl boyunca partilerden uzak durmak zorunda olsa da, bağımsız milletvekili adayı olabilir, belediye başkan adayı olabilir veya cumhurbaşkanı adayı olarak bağımsız siyaset yapmaya devam edebilir. (ÖSYM’nin en çok kullandığı çeldiricidir; partili olmak yasaklanır, vekillik veya siyaset tamamen yasaklanmaz).

BÖLÜM 4: SOSYAL, LAİK VE HUKUK DEVLETİ KAVRAMLARI

1. Laik Devlet Devletin resmi bir dini bulunmaması, tüm inançlara ve mensuplara eşit mesafede olmasıdır. Laiklik, din kurumlarıyla devlet yönetiminin birbirinden ayrılmasıdır.

  • Laiklik içinde iki hürriyet barındırır: İnanç Hürriyeti, insanın iç dünyasını ilgilendiren soyut bir kavram olduğu için sınırsızdır (devlet inanıp inanmamaya karışamaz). İbadet Hürriyeti ise dışa yansıyan bir eylem olduğu için sınırsız değildir; kamu düzenini bozacak (Örn: cinayet işleyerek ayin yapma) ibadetler devletçe sınırlanabilir.
  • Tarihsel süreçte; 1928’de devletin dini İslam’dır ibaresi ve yeminlerdeki dini atıflar çıkarılmış, nihayetinde 1937 yılında laiklik anayasaya resmen dâhil olmuştur. Türkiye’de Diyanet İşleri ile din hizmetlerinin kamu hizmeti olarak görülmesi Türk usulü laikliğin bir sonucudur.

2. Sosyal Devlet Vatandaşın ekonomik ve sosyal refahını sağlamak amacıyla bizzat harcama yapan devlet modelidir.

  • Amaçları: Toplumsal barışı ve adaleti sağlamak, insan onuruna yaraşır asgari yaşam (konut, iş) standardı sunmak, işsizliği önlemek, fırsat eşitliğini (eğitim) ülkenin tamamına yaymak ve milli gelirin adaletli dağılımını (eşit değil, adaletli) sağlamaktır.
  • Araçları: Sosyal devleti finanse eden ve gücünü yansıtan hukuki mekanizmalar; vergi (çok kazanandan çok almak), kamulaştırma, devletleştirme, planlama ve sosyal haklar sunmaktır. (İlk defa 1961 Anayasası’nda yer almıştır).

3. Hukuk Devleti ve İdarenin Denetimi (Yasama Kısıntıları) Yasama, yürütme ve yargının (özellikle yargının bağımsızlığının ve hakimlik teminatının) işlediği, idarenin tüm işlemlerinde yasalara dayandığı (idarenin kanuniliği) devlet biçimidir. Kanuni hakim güvencesi (kişinin suç işlemeden önce yasayla kurulan olağan mahkemesinde, önceden belirlenen merciide yargılanması) hukuk devletinin teminatıdır; kişiye özel sonradan mahkeme kurulamaz.

Hukuk devletinde en önemli kural idarenin işlem ve eylemlerinin (mali sorumluluk gereği tazminat vb. için) yargı denetimine tabi olmasıdır. Ancak Anayasamız idareye esneklik ve işlerlik kazandırmak adına bazı işlemlere yargı yolunu kapatmıştır. Bu duruma Yasama Kısıntısı denir. Yargı Yolu Kapalı Olan İşlemler (Dava Edilemeyenler):

  1. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Kararları: Hakimlerin tayin/disiplin gibi işlemlerine yargı yolu kapalıdır. (İstisna: HSK’nın kişiyi meslekten çıkarma [ihraç] cezasına karşı yargı yolu AÇIKTIR).
  2. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) Kararları: Terfi ve kadrosuzluk sebebiyle emekliye ayırma işlemlerine dava açılamaz. (İstisna: Askeriyeden atılma [meslekten ihraç] kararlarına karşı yargı yolu AÇIKTIR).
  3. TSK Mensuplarına Verilen Disiplin Cezaları: Askeriyedeki katı hiyerarşiyi bozmamak için komutanların disiplin cezaları dava edilemez.
  4. Spor Tahkim Kurulu Kararları: Futbolcu ve kulüp uyuşmazlıklarında Tahkim kararı kesindir.
  5. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu: Memurların toplu sözleşme süreçlerindeki uyuşmazlık kararları kesindir, mahkemeye taşınamaz.
  6. Yüksek Hakem Kurulu Kararları: İşçi ve işveren arasındaki toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıklarındaki kararlar kesindir ve dava edilemez.

Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.

Yorum yaz

Yorum yaz