İçeriğe geç
KPSS Vatandaşlık Ders Notu PDF

Anayasa Tarihi: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Anayasal Gelişmeler Ders Notları

Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 9 dk

1. Osmanlı Devleti Dönemi Anayasal Gelişmeler

Osmanlı tarihindeki anayasal gelişmeler, tam bir anayasa olmamakla birlikte, padişahın yetkilerini sınırlayan ve halka haklar tanıyan belgelerle başlamıştır.

A. Sened-i İttifak (1808)

  • Türk tarihindeki ilk anayasacılık hareketidir, ancak bir anayasa değildir.
  • Padişah II. Mahmut ile ayanların (Alemdar Mustafa Paşa öncülüğündeki yerel güçler) arasında imzalanan karşılıklı bir sözleşme (misak) niteliğindedir.
  • Bu belgeyle padişah, kendi isteği dışında ayanların varlığını ve gücünü tanımak zorunda kalmıştır.
  • Türk tarihinde ilk defa bir padişahın yetkileri sınırlandırılmıştır. Bu yönüyle, İngiltere’de kral ile derebeyler arasında vergi ve askerlik meselelerini çözen 1215 tarihli Magna Carta’ya benzerlik gösterir.

B. Tanzimat Fermanı (Gülhane Hattı Hümayunu - 1839)

  • Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanmış ve padişah Abdülmecid tarafından Gülhane Parkı’nda tek taraflı iradeyle (ferman olarak) ilan edilmiştir.
  • Türk tarihindeki ilk haklar beyannamesidir (bildirgesidir). Padişah, ilk defa kendi halkına birtakım haklar sunmuş ve Batılılaşma hareketinin bir ürünü olarak kanunların/yasaların üstünlüğünü kabul etmiştir.
  • Fermanda; herkesin mali gücüne göre vergi alınması (vergide adalet), askerlikte adalet, mülkiyet hakkının güvence altına alınması ve müsaderenin (mala el koyma) kaldırılması gibi anayasal nitelikte haklar yer almıştır.
  • “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi ve mahkemelerin açıklığı güvence altına alınmıştır.
  • Eksikliği: Padişah yasalara uyacağını beyan etse de, kurallara uymadığında ne olacağına (denetim mekanizmasına) dair hiçbir yaptırım veya hüküm metinde bulunmadığı için havada kalmıştır.

C. Islahat Fermanı (1856)

  • Tanzimat Fermanı’nın devamı niteliğinde olup yine Sultan Abdülmecid tarafından ilan edilmiştir.
  • Kırım Savaşı sırasında Avrupalı devletlerin desteğini alabilmek amacıyla, özellikle gayrimüslim tebaayı memnun etmek için çıkarılmıştır.
  • Osmanlı’daki “millet anlayışı” gereği Müslümanların memuriyet vb. alanlardaki üstünlüğünü sonlandırarak, gayrimüslimlere devlet memuru olma, bedelli askerlik yapma, yerel meclislere katılma ve mahkemelerde şahitlik yapabilme gibi haklar verilmiş; Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki eşitsizlikler ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca işkence ve kötü muamele yasaklanmıştır.

2. 1876 Kanun-i Esasi (I. Meşrutiyet Dönemi)

  • İlk Osmanlı-Türk anayasasıdır. Mithat Paşa’ya anayasayı ilan etme sözü vererek tahta çıkan Padişah II. Abdülhamit tarafından ferman niteliğinde (padişah iradesiyle) yürürlüğe konmuştur.
  • Bu anayasayla Osmanlı Devleti, mutlak monarşiden meşruti monarşiye (Meşrutiyet) geçmiştir. Ancak bu, günümüzdeki sembolik meşrutiyetlerden farklı olarak yürütmenin (padişahın) son derece güçlü olduğu bir modeldir.
  • Temel Özellikleri: Osmanlı Devleti üniter (tek yapılı) bir devlettir; resmi dini İslam, dili Türkçe ve başkenti İstanbul’dur (İlk 7 maddede yer alan bu kurallar gereği mebus/memur olmak için Türkçe bilme şartı aranmıştır). Padişahlık babadan oğula geçer, padişah aynı zamanda halifedir ve yürütmenin başıdır.

Yasama Organı (Çift Meclisli Yapı): Kanun-i Esasi ile kurulan meclisin genel adı Meclis-i Umumi‘dir ve iki ayrı meclisten oluşur:

  1. Heyet-i Mebusan (Alt Meclis): Üyeleri 4 yıllığına halk tarafından seçilir. Ancak bu seçimlerde kadınlara oy hakkı tanınmamış, vergi oranına göre oy hakkı belirlenmiş; dolayısıyla genel ve eşit oy ilkesi uygulanmamıştır.
  2. Heyet-i Ayan (Üst Meclis): Üyeleri padişah tarafından atanır ve ömür boyu görev yaparlar.

Padişahın Üstün Yetkileri (Yasama ve Yürütme Üzerindeki Etkisi):

  • Kanun teklifleri için padişahtan ön izin alınması zorunludur. Kanun her iki meclisten geçtikten sonra padişahın onayına sunulur ve padişahın mutlak veto (reddetme) yetkisi vardır. Padişahın reddettiği yasa bir daha asla önüne gelmez.
  • Yürütmenin başı olan padişah; hükümeti kuracak sadrazamı (başbakanı) ve bakanları atar/görevden alır. Bakanlar meclise karşı değil, padişaha karşı sorumludur.
  • Padişah, hiçbir sebep göstermeden meclisi feshetme (kapatma/tatil etme) yetkisine sahiptir; bu durum anayasayı fiilen anlamsızlaştırmıştır.
  • Sürgün (savcı gibi soruşturma başlatarak kişiyi rızası dışında başka yere sürme) ve basın üzerinde sansür yetkisi vardır. Nitekim anayasayı hazırlayan Mithat Paşa da bu sürgün yetkisinden nasibini almıştır.

Haklar ve Anayasanın Askıya Alınması:

  • Anayasada kanuni hakim güvencesi gibi temel haklar yer alsa da siyasi parti kurmak yasaktır (sadece cemiyet/dernek kurulabilir).
  • Padişah II. Abdülhamit, azınlık milletvekillerinin kararlarını ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı (93 Harbi) bahane ederek meclisi kapatmış ve anayasayı rafa kaldırmıştır; bu durum 30 yıl sürmüştür.

3. II. Meşrutiyet (1908) ve 1909 Anayasa Değişiklikleri

  • İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne bağlı subayların ayaklanması ve Balkanlar’ın elden çıkması tehlikesi üzerine II. Abdülhamit, 1908’de meşrutiyeti yeniden ilan etmiştir.
  • 1909’da İstanbul’da, eski mutlakiyet rejimine dönmeyi amaçlayan irticai (gerici) bir ayaklanma olan 31 Mart Olayı patlak vermiştir. İsyan, İttihat ve Terakki’nin ağırlığıyla bastırılmış, isyanı desteklediği gerekçesiyle II. Abdülhamit tahttan indirilmiş ve yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah yapılmıştır.

1909 Değişiklikleriyle Gelen Demokratikleşme (Mehmet Reşat Dönemi):

  • Bu dönemde padişahlık makamı tamamen sembolik (kukla) hale getirilmiş, klasik parlamenter monarşi dönemi başlamıştır.
  • Padişahın meclisi tek başına kapatma/feshetme yetkisi elinden alınmış; fesih işlemi Ayan Meclisi’nin onayına ve 3 ay içinde erken seçim yapılması şartına bağlanmıştır.
  • Kanun teklif etmek için padişahtan izin alma şartı kaldırılmıştır.
  • Padişahın kanunlar üzerindeki “mutlak veto” yetkisi kaldırılarak yerine “geciktirici veto” (meclisin yasayı aynen iade etmesi halinde padişahın onaylamak zorunda olması) getirilmiştir.
  • Hükümet (bakanlar kurulu), padişaha karşı değil artık meclise karşı sorumlu hale gelmiştir.
  • Sansür ve sürgün yetkileri kaldırılmış, örgütlenme yasağı son bulmuştur. Gizli cemiyetler partileşerek (İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf vb.) Türk tarihindeki ilk çok partili siyasal yaşamı başlatmıştır.

4. 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği, Anadolu’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yeni bir iktidar olarak ortaya çıktığı olağanüstü bir dönemde (I. İnönü Savaşı sonrasında, 20 Ocak 1921’de) I. TBMM tarafından kabul edilmiştir. Bir tarafta Osmanlı, bir tarafta TBMM olduğu için, 1921 Anayasası eski Kanun-i Esasi’yi resmi olarak yürürlükten kaldırmamış ve çelişmeyen hükümleri bir arada uygulanmıştır; buna hukukta “İkili Anayasal Dönem” denir.

Temel Özellikleri:

  • Milli Egemenlik: 1. Maddesi “Egemenlik bila kaydü şart (kayıtsız şartsız) milletindir” şeklindedir. Milli egemenlik ilkesini benimseyen ilk anayasamızdır ve bu ifadeyle Osmanlı otoritesi zımnen reddedilmiştir.
  • Kısa, detaysız bir “Çerçeve Anayasa” (23 asıl, 1 geçici madde) ve değiştirilmesi kanunlardan zor olmayan tek “Yumuşak Anayasa”dır.
  • Meclis Hükümeti Sistemi: Kurtuluş Savaşı’nı yürütmek ve çok hızlı kararlar alabilmek amacıyla yasama, yürütme ve yargı güçleri tek bir elde (Mecliste) birleştirilmiştir. (Kuvvetler Birliği ve Meclis Üstünlüğü). Bakanlar meclis içinden oylamayla tek tek seçilmiştir.
  • Yargı ve Özgürlüklerin Eksikliği: Savaş dönemi anayasası olduğu için, modern hukuk devletindeki yargı kuralları (mahkemeler) anayasada yer almamıştır (İstiklal Mahkemeleri fiilen meclis kararıyla işlemiştir). Ayrıca yerleşme, seyahat veya ifade hürriyeti gibi hiçbir temel kamusal özgürlüğe (temel hak ve hürriyetlere) yer vermeyen tek anayasadır.

Seçimler ve İdari Yapı:

  • Seçimler 2 yılda bir yapılır ve yalnızca savaş sebebiyle geriye bırakılabilir. Tarihimizde seçimlerin savaş nedeniyle ertelendiği tek olay, 1922 seçimlerinin Kurtuluş Savaşı sebebiyle 1 yıl (1923’e) ertelenmesidir.
  • Yerinden Yönetim (Ademi Merkeziyet): Savaş koşullarında halkın katılımını sağlamak için idari özerklik tanınmış; ülke vilayet, kaza ve nahiyelere bölünmüş, vilayet ve nahiye idarelerinde eğitim, sağlık, maliye gibi konularda karar alabilen yerel halkın seçtiği meclisler oluşturulmuştur. Sadece yerinden yönetimi bu kadar net benimseyen tek anayasadır.

1923 Cumhuriyetin İlanı ile Gelen Değişiklikler: Savaş sonrası siyasi safhaya geçildiğinde, bakanların tek tek seçildiği Meclis Hükümeti sisteminde krizler yaşanmış ve hükümet kurulamamıştır. Bunu çözmek için 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilerek 1921 Anayasası’nda köklü değişiklikler yapılmıştır:

  • Rejimin/Devletin şekli Cumhuriyet olmuştur.
  • Devletin dini İslam, dili Türkçedir ibareleri eklenmiştir.
  • Cumhurbaşkanlığı makamı kurulmuş; cumhurbaşkanının 4 yıllığına milletvekilleri arasından seçilmesi (ilk seçilen Mustafa Kemal Atatürk’tür) kuralı getirilmiştir.
  • Kabine Sistemine Geçiş: Cumhurbaşkanı bir başbakan atayacak, başbakan da bakanlarını kendi seçecek ve bu hükümet meclisin onayına (sorumluluğuna) sunulacaktır. Böylece hükümet kurma krizleri aşılmıştır.
  • (Not: İstiklal Marşı 1921’de, Ankara’nın Başkent oluşu 13 Ekim 1923’te kanunla kabul edilse de 1921 Anayasası’nın metnine dâhil edilmemişlerdir).

5. 1924 Anayasası ve Değişiklikleri Cumhuriyet ilan edildikten sonra (II. Meclis tarafından) çıkarılan ilk anayasadır. Kanun-i Esasi ve 1921 Anayasası’nı tamamen yürürlükten kaldırarak “ikili anayasa dönemine” son vermiştir.

Temel Özellikleri:

  • Değiştirilmesi zor, oylama sayıları yüksek katı (sert) bir anayasadır. İlk maddesi olan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” hükmünün değiştirilmesi yasaklanmıştır (Saltanata dönüşü engellemek için).
  • Ankara’nın başkent olduğu anayasaya girmiştir.
  • Hükümet Sistemi (Karma Sistem): Güçlerin mecliste toplandığı “Kuvvetler Birliği” ile işlerin yürütmeye de aktarıldığı “Görevler Ayrılığı”nı barındıran geçiş modelidir (Parlamenter sistem ile meclis hükümeti sistemi arasındadır). “Egemenlik hakkı TBMM eliyle kullanılır” denilerek meclisin mutlak üstünlüğü vurgulanmıştır.
  • Demokrasi Anlayışı: Muhalefetin etkisinin az olduğu, seçimi kazanan partinin (1950’ye kadar tek partili yapı) her şeye hakim olduğu “Çoğunlukçu Demokrasi” modelini benimsemiştir.
  • Haklar: Kamu özgürlükleri/kişi hakları anayasaya girmiştir ancak sosyal ve ekonomik haklar (sosyal devlet ilkesi) bütçe yetersizliğinden dolayı anayasada yoktur (Sadece ilköğretimin zorunluluğu yer alır).
  • Yargısal Denetim ve Yasama Yorumu: Anayasa Mahkemesi bulunmadığı için kanunların anayasaya uygunluğu etkin şekilde denetlenememiştir. Ayrıca meclis, kendi çıkardığı kanunları kendisi yorumlama yetkisine (Yasama Yorumu/Tefsiri) sahiptir. Yargı bağımsızlığına ve hukuk devletine aykırı olan bu durum sadece 1924 Anayasasında uygulanmış, 1961’de kaldırılmıştır.

1924 Anayasasında Yapılan Tarihi Değişiklikler:

  • 1928 Değişiklikleri: Devletin dini İslam’dır maddesi çıkarılmış, milletvekillerinin dini içerikli (“vallahi” vb.) yeminleri “namus ve şeref” üzerine yemin şekline çevrilmiş, meclisin şeriat hükümlerini uygulama yetkisi metinden çıkarılarak laikleşme yolunda ilk adımlar atılmıştır.
  • 1934 Değişiklikleri: Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı anayasa ile güvence altına alınmıştır. Böylece “erkek vatandaş” yerine “her Türk vatandaşı” ibaresi getirilerek genel oy (cinsiyet ayrımı gözetmeksizin) hakkına ulaşılmıştır. Ayrıca seçmen yaşı 18’den 22’ye çıkarılmıştır. (Not: Kadınlara 1930 belediye ve 1933 muhtarlık seçim hakkı verilmesi kanuni değişikliktir, anayasa değişikliği değildir).
  • 1937 Değişiklikleri: Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ideolojisi olan 6 Ok (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık) devletin resmi politikası olarak anayasaya dâhil edilmiştir. Laiklik ilkesi anayasaya bu tarihte girmiştir. (Halkçılık, Devletçilik ve İnkılapçılık 1961’de anayasadan çıkarılacaktır).
  • 1945 ve 1952 Değişiklikleri: 1945’te anayasanın dili Öz Türkçeleştirilerek sadeleştirilmiş; ancak 1952’de Demokrat Parti döneminde kelime karşılıklarındaki sorunlar nedeniyle tekrar eski Osmanlıca hâline geri döndürülmüştür.

6. Seçim Sistemindeki Gelişmeler ve Çok Partili Hayat (1946 - 1950) Cumhuriyet döneminde 1946 yılına kadar sadece tek parti (CHP) seçimlere girmiştir.

  • 1946 Seçimleri: Demokrat Parti’nin (DP) kuruluşuyla, Cumhuriyet tarihinde birden fazla partinin yarıştığı ilk seçim olmuştur.
  • Geçmişte kullanılan “iki dereceli seçim” (halkın önce delegeleri/birinci seçicileri seçtiği, delegelerin milletvekillerini seçtiği sistem) terk edilerek, günümüzdeki gibi halkın doğrudan kendi vekilini seçtiği “Tek Dereceli Seçim” sistemine 1946’da geçilmiştir.
  • 1946 seçimleri, açık oylama ve gizli sayım yöntemi uygulandığı için anti-demokratik olmakla (sopalı seçim) eleştirilmiştir.
  • 1950 Seçimleri: Türk demokrasi tarihinde bir dönüm noktasıdır. İlk kez sandık başında oyların perdenin arkasında kullanıldığı ve sayımın halkın/partilerin gözü önünde yapıldığı “Gizli Oy, Açık Sayım ve Döküm” ilkesi uygulanmıştır.
  • Ayrıca seçimlere devlet memurlarının müdahalesini engellemek için Yüksek Seçim Kurulu (YSK) oluşturulmuş ve seçimler ilk defa “yargı denetimi” altında yapılmıştır. Bu seçim sonucunda CHP’nin uzun iktidar dönemi bitmiş ve Demokrat Parti dönemi başlamıştır.

Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.

Yorum yaz

Yorum yaz