Kalıplaşmış söz öbekleri ders notu
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 11 dk
İçindekiler
1. Yansıma sözcükler
Doğadaki seslerin insanlar tarafından taklit edilmesiyle oluşan sözcüklere yansıma sözcükler denir. Bir sözcüğün yansıma kabul edilebilmesi için sesin kulakla işitilebilir olması gerekir.
Yansıma sözcüklerin temel özellikleri
- Doğrudan işitme duyusuna hitap ederler. Örneğin, yere düşen kalemin çıkardığı “pat” sesi, el çırpılmasıyla oluşan “şap” sesi, açlık anında karından gelen “gurur” (gurultu) sesi ya da yan odada uyuyan birinin “hor” (horultu) sesi doğrudan işitilen yansıma seslerdir.
- Yansıma sözcükler isim kökenlidir. Tek başlarına belirli bir sözlük anlamları yoktur, sadece doğadaki bir sesi taklit ederler. İş, oluş veya hareket bildirmedikleri için isim kökü olarak değerlendirilirler.
- Yansıma köklerden yapım ekleri getirilerek yeni isimler veya fiiller türetilebilir. Örneğin, “hor” yansıma kökünden “horlamak” fiili türetildiğinde bu kelime artık bir fiil gövdesidir. Aynı kökten türetilen “horultu” kelimesi ise isimden isim yapım eki aldığı için isim gövdesidir. Benzer şekilde “gür” kökünden türetilen “gürül demek” bir fiilken, “gürültü” kelimesi bir isimdir. Bu türetme yapı bilgisi konularında karşımıza çıkar, sözcükte anlam sorularında doğrudan yapım eki sorgulanmaz.
- Uğultu sözcüğünün kökü doğrudan “u” sesi olarak yansıma kabul edilir. Rüzgarın çıkardığı bu ses kulakla işitilebildiği için yansıma kökten türemiştir.
Yansıma sözcüklerle ilgili önemli uyarılar
- Yansıma sözcüklerde ses taklidi esastır. Bu nedenle her hayvan sesi ya da doğa olayı yansıma değildir. Örneğin, atların çıkardığı ses “kiş” olmadığı için “kişnemek” eylemi yansıma kabul edilmez. Aynı şekilde kuşların çıkardığı ses “öt” olmadığı için “ötmek” veya “ciklemek” eylemleri de yansıma değildir. Kuşların çıkardığı “cıv cıv” sesi yansıma olsa da “ciklemek” ya da “ötmek” kelimeleri yansıma özelliği taşımaz.
- Görsel nitelik taşıyan durumlar yansıma değildir. “Işıltı” veya “ışıldamak” kelimeleri doğrudan gözle algılanan, kulakla işitilmeyen durumlar olduğu için yansıma kabul edilmez. Çünkü doğada “ış ış” diye çıkan bir ses yoktur.
- “İnlemek” eylemi ses taklidi yönüyle zayıf görünse de Türk Dil Kurumu tarafından yansıma kök kabul edilir. İnsanın acı çekerken çıkardığı seslerin taklidine dayandığı varsayılır. Benzer şekilde uyku esnasında çıkan sesleri karşılayan “mışıl mışıl” (mış mış / pış pış) ikilemesi de dudakların birbirine çarpmasıyla oluşan seslerin taklidi sayılarak yansıma kabul edilir.
2. İkilemeler
Anlamı pekiştirmek, kuvvetlendirmek ve anlatımı daha çekici hale getirmek için en az iki sözcüğün yan yana gelmesiyle kurulan söz öbeklerine ikileme denir. İkilemeler Türkçenin anlam zenginliğini gösteren kalıplaşmış yapılardır.
İkilemelerin yazım ve noktalama kuralları
- İkilemeler her zaman ayrı yazılır. Bitişik yazılmaları yazım yanlışıdır.
- İkilemeyi oluşturan sözcüklerin arasına virgül, kısa çizgi ya da başka bir noktalama işareti kesinlikle getirilemez. Araya noktalama işareti koymak yazım ve noktalama hatasına yol açar.
- İkilemeler normal şartlarda cümlede peş peşe kullanıldığında anlatım bozukluğu yaratmayan tek istisnadır. Örneğin, eş anlamlı olan “sağlıklı” ve “sıhhatli” kelimelerini normal bir cümlede yan yana kullanmak gereksiz sözcük kullanımından dolayı anlatım bozukluğuna neden olur. Ancak “sağlıklı sıhhatli bir ömür” veya “mutlu mesut yaşamak” kalıplaşmış birer ikileme olduğu için anlatım bozukluğu oluşturmaz. Ancak bu kelimelerin arasına virgül konursa (“sağlıklı, sıhhatli”) ya da “mutlu, mesut, huzurlu” gibi üçlü bir yapı kurulursa anlatım bozukluğu ortaya çıkar.
İkilemelerin kuruluş ve oluşum şekilleri
Sınavlarda ikilemelerin kuruluş şekillerine göre hangisinin farklı olduğu sıklıkla sorulur. İkilemeler şu yöntemlerle kurulur:
- Aynı kelimenin tekrar edilmesiyle: Akşam akşam bize geldiler, hızlı hızlı konuşuyorsun, uzun uzun yollardan geldim, ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden örneklerinde aynı kelimeler yinelenmiştir.
- Eş anlamlı sözcüklerin bir araya gelmesiyle: Ses seda çıkmıyor, sağlık sıhhat diliyorum, akıllı uslu bir çocuk, mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz örnekleri eş anlamlı sözcüklerle kurulmuştur.
- Yakın anlamlı sözcüklerin bir araya gelmesiyle: Eş dost toplandık (dost kelimesi eş kelimesinin birebir karşılığı değildir ancak onu çağrıştırır), yalan yanlış bilgiler, doğru dürüst bir iş örnekleri yakın anlamlıdır. Ayrıca “derme çatma” ikilemesi de yakın anlamlıdır. Bu ikilemedeki “derme” kelimesi dermekten (bir araya getirmekten), “çatma” kelimesi ise çatmaktan (parçaları birleştirip kurmaktan) gelir. Evlerin çatısı da parçaların çatılmasından geldiği için aynı kök yapısına sahiptir.
- Karşıt (zıt) anlamlı sözcüklerin bir araya gelmesiyle: Aşağı yukarı iki saat sürdü, ileri geri konuşma, er geç buraya gelecek, irili ufaklı taşlar, büyük küçük herkes örnekleri zıt anlamlı kelimelerden oluşur.
- İkisi de anlamsız sözcüklerin bir araya gelmesiyle: Bu tür ikilemelerdeki sözcükler tek başlarına günlük hayatta kullanılamazlar. Abuk subuk sözler, apar topar evden çıktı, eciş bücüş bir yazı, paldır küldür içeri girdi örneklerinde geçen kelimelerin tek başlarına bir anlamı yoktur. “Apar” kelimesi Azerbaycan Türkçesinde “götürmek” anlamına gelse de Türkiye Türkçesinde tek başına anlamsız kabul edilir. Yansıma kökenli “çıtır çıtır” gibi ikilemeler de bazen bu grupta değerlendirilir.
- Bir anlamlı bir anlamsız sözcüklerin bir araya gelmesiyle: Kelimelerden sadece biri tek başına anlam taşır, diğeri anlamsızdır. Eğri büğrü yollar (eğri anlamlı, büğrü anlamsız), eski püskü kıyafetler (eski anlamlı, püskü anlamsız), çoluk çocuk (çocuk anlamlı, çoluk anlamsız), ufak tefek işler (ufak anlamlı, tefek anlamsız) bu duruma örnektir. Ayrıca “para mara” gibi “m” ünsüzüyle yapılan ikilemeler de (para anlamlı, mara anlamsız) bu gruba girer.
- Ek alarak oluşan ikilemeler: El ele, günden güne, göz göze, başa baş, ikide bir, art arda örneklerinde kelimeler yönelme, bulunma veya çıkma gibi durum ekleri alarak bir araya gelir. Bu yapılar romantik veya kararlı eylemleri ifade etse de her koşulda ayrı yazılır. “Art arda” kelimesinin yazımı sınavlarda özellikle sorgulanır.
- Yansıma sözcüklerin tekrarlanmasıyla: Şırıl şırıl akan dere, gürül gürül akan şelale, lıkır lıkır içilen süt örnekleri yansıma sözcüklerin ikileme oluşturmasıdır.
Sınavlarda “hangisinde ikilemeyi oluşturan sözcükler tek başına kullanılamaz” denirse “ikisi de anlamsız” olan gruba; “sözcüklerden biri tek başına kullanılamaz” denirse “bir anlamlı bir anlamsız” olan gruba bakılması gerekir.
İkilemelerin cümledeki anlam ve görev özellikleri
- İkilemeler cümleye yaklaşıklık (hemen hemen konunun sonuna geldik), pekiştirme (uzun uzun yollar) veya zamanın sürekliliği (gece gündüz çalıştı) gibi anlamlar katar.
- İkilemeler dil bilgisi yönünden farklı sözcük türleri (görevleri) üstlenebilir:
- İsim: “Çoluk çocuk bahçede toplandı.” cümlesinde ikileme bir kavramı karşıladığı için isim görevindedir.
- Sıfat: “Yıkık dökük bir evi vardı.” cümlesinde ikileme, kendinden sonra gelen “ev” ismini nitelediği için sıfattır.
- Zarf: “İşten çıkınca eve koşa koşa gidiyordu.” cümlesinde ikileme, “gitmek” fiilinin nasıl yapıldığını belirttiği için durum zarfıdır.
- İsim soylu ikilemeler çekim ekleri alarak isim tamlamalarında görev alabilir. Örneğin, “Borcunu ödemeyen kadının giyimi kuşamı yerindeydi.” cümlesinde “giyimi kuşamı” ikilemesi iyelik eki alarak “kadının giyimi kuşamı” belirtili isim tamlamasının tamlananı olmuştur. “Emekli ikramiyesini ıvıra zıvıra harcamış.” cümlesinde ise ikileme yönelme durum eki alarak isimleşmiştir.
- Kimi ikilemeler doğrudan ad tamlaması yapısında kurulur. “Kötünün iyisi” veya “güzeller güzeli” (Ege’nin güzeller güzeli koyları) gibi yapılar bu biçimde şekillenir.
- İkilemeler başka sözcüklerle birleşerek kalıplaşmış deyimler oluşturabilir. Örneğin “baş başa vermek” (dayanışmak, konuşmak), “el ele vermek” (birlikte hareket etmek), “burun buruna gelmek” (beklenmedik anda karşılaşmak, çok yaklaşmak), “kafa kafaya vermek” (ortak düşünmek) ve “ağız ağıza vermek” (gıyabi konuşma, dedikodu yapmak) deyimleri ikilemelerin öbekleşmesiyle kurulmuştur.
3. Deyimler
Bir durumu, kavramı veya olayı daha etkili, somut ve çekici kılmak amacıyla en az iki sözcüğün bir araya gelmesiyle oluşan, genellikle mecaz anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeklerine deyim denir.
Deyimlerin belirleyici özellikleri
- Öğüt vermezler ve yol göstermezler: Deyimlerin tek amacı soyut bir durumu, hissi veya tespiti günlük hayattan unsurlarla ilişkilendirerek somutlaştırmaktır. Onları atasözlerinden ayıran en belirgin fark budur. Örneğin, “saçını süpürge etmek” eylemi bir insanın ailesi için gösterdiği büyük fedakarlığı somutlaştırır ancak kişiye ne yapması gerektiği konusunda bir hayat dersi veya öğüt vermez.
- Kalıplaşmışlardır: Deyimi oluşturan sözcüklerin yerine eş anlamlıları dahi getirilemez. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez.
- Genellikle mecaz anlam taşırlar: Sözcükler gerçek anlamlarından sıyrılarak yeni bir anlam kazanır. Örneğin, “gözüme girdi” ifadesi gerçekten bir nesnenin göze girmesini değil, sevgi ve takdir kazanmayı (beğenilmeyi) ifade eder. Ancak bağlama dikkat etmek gerekir; “Elindeki kalem gözüme girdi” cümlesi tamamen gerçek anlamlıyken, “Son davranışıyla gözüme girdi” cümlesi deyimdir. Benzer durum “gözünden düşmek” için de geçerlidir. Bir lensin gözden düşmesi gerçek anlamken, bir kişinin değerini yitirmesi deyimdir.
- Genellikle mastar (-mek / -mak) ekiyle biterler: Gözden düşmek, göze girmek, ağzını aramak (konuşturarak niyetini öğrenmek), göz kulak olmak (korumak, gözetmek), etekleri tutuşmak (telaşlanmak), kolu kanadı kırılmak (çaresiz kalmak), tabanları yağlamak (hızla kaçmak) gibi deyimler mastarlıdır. Bu deyimler cümle içinde zaman ve şahıs ekleriyle çekimlenebilir. “Gözümden düştü”, “gözümden düşüyor” veya “gözümden düşeceksin” kullanımları bu özgürlüğü gösterir.
- Bazen cümle biçiminde kurulurlar: Yargı bildirmelerine rağmen bu cümleler de öğüt vermez, sadece bir durumu tespit ederler.
- Yer demir gök bakır: Sıkışmışlık, çaresizlik ve çıkışsızlık durumunu anlatır. Bu ifade, Türk edebiyatının büyük yazarı Yaşar Kemal’in Çukurova’daki köylülerin zorlu yaşam mücadelesini ve çaresizliğini anlattığı ünlü romanının da ismidir. İnsanın nereye giderse gitsin engellerle karşılaştığı durumları somutlaştırır.
- Çoğu gitti azı kaldı: Büyük ve zorlu kısmın bittiğini, küçük bir kısmın kaldığını anlatır.
- Dostlar alışverişte görsün: Bir işin sadece gösteriş amacıyla, başkaları görsün diye yapıldığını belirtir.
- Ayıkla pirincin taşını: İşlerin içinden çıkılamayacak derecede karıştığını ifade eder.
- Atı alan Üsküdar’ı geçti: Fırsatın kaçtığını ve işin işten geçtiğini anlatır. Bu deyim, tarihsel olarak Bolu Beyi ile ilişkilendirilen bir halk anlatısına dayanır. Bolu Beyi’nin yaverinin çok sevdiği atı kaçtığında, durumu ancak saatler sonra (ikindi vakti) haber vermesi üzerine Bolu Beyi’nin “Oho, atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek fırsatın çoktan kaçtığını dile getirdiği rivayet edilir.
Cümlede deyim ve açıklama ilişkisi
Sınavlarda “aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim açıklamasıyla birlikte verilmiştir” tarzı sorularla karşılaşılır. Bu durumda cümlede hem deyimin kendisi hem de anlamını doğrudan karşılayan kelimeler aranmalıdır. Bu kullanım aslında dil bilgisi yönünden bir anlatım bozukluğudur ancak sınavlarda özel bir soru kalıbı olarak sorulur.
- “Ateşle oynuyorlar, tehlikeli işlerle uğraşıyorlar.” cümlesinde “ateşle oynamak” deyimdir. “Tehlikeli işlerle uğraşmak” ise bu deyimin doğrudan açıklamasıdır. İkisi bir arada verilmiştir.
- “Onları parmağında oynatıyordu, her istediğini yaptırıyordu.” cümlesinde “parmağında oynatmak” deyimi ve “istediğini yaptırmak” açıklaması bir arada yer almaktadır.
- “Yeni evlerinin salonu öyle büyüktü ki at koştur.” cümlesinde “at koşturmak” geniş alanlarda rahatça hareket edebilmeyi somutlaştıran bir deyimdir, salonun büyük olmasıyla açıklaması verilmiştir.
- “Yeni evlerinin salonu öyle büyük ki at oynat.” cümlesinde ise hata yapmamak gerekir. “At oynatmak” deyiminin açıklaması alanın büyük olması değil, “bir yerde istediği gibi davranmak, nüfuzunu kullanmak” demektir. Dolayısıyla burada deyim açıklamasıyla verilmemiştir.
Neden ve açıklama farkı
Sınavlardaki en güçlü çeldiricilerden biri, deyimin verilme nedeni ile açıklamasının karıştırılmasıdır.
- “Akşama kadar gezmekten ayaklarına kara sular inmişti.” cümlesinde “ayaklarına kara sular inmek” deyiminin açıklaması “çok yorulmak”tır. Ancak cümlede “çok yorulmak” ifadesi geçmez. Cümledeki “akşama kadar gezmek” ifadesi bu yorgunluğun sebebidir. Dolayısıyla burada deyim açıklamasıyla değil, nedeni ile birlikte verilmiştir.
- “Eve geç geldiği için babası küplere binmiş.” cümlesinde “küplere binmek” deyiminin açıklaması “aşırı sinirlenmek”tir. Cümlede “sinirlenmek” kelimesi yer almaz, sadece sinirlenmenin sebebi (eve geç gelmek) yer alır. Burada da deyim açıklamasıyla birlikte verilmemiştir.
4. Atasözleri
Geçmiş kuşakların uzun süreli gözlemlerine, deneyimlerine ve yaşanmışlıklarına dayanan, halkın ortak hafızasından süzülerek günümüze kadar ulaşmış, söyleyeni unutulduğu için anonimleşmiş öğüt verici kalıplaşmış cümlelere atasözü denir.
Atasözlerinin temel özellikleri
- Öğüt verir ve yol gösterirler: Atasözlerini deyimlerden ayıran en büyük özellik, doğrudan ya da dolaylı olarak bir yaşam dersi, tavsiye veya ahlaki yönlendirme içermeleridir. Örneğin, “taşıma suyla değirmen dönmez” sözü, dışarıdan gelen geçici yardımlarla sürekli bir işin yürütülemeyeceğini, kişinin kendi emeğiyle çalışması gerektiğini öğütleyen bir atasözüdür.
- Kalıplaşmışlardır: Atasözünü oluşturan hiçbir kelime değiştirilemez, yerlerine eş anlamlıları dahi getirilemez. “Ak akçe kara gün içindir” atasözü yerine “Ak akçe kötü gün içindir” yazılması kullanım hatasıdır.
- Genellikle tam bir cümle yapısındadırlar: %99 oranında bir yüklemleri bulunur ve tam bir yargı bildirirler.
Atasözlerinin anlam ilişkileri ve sınıflandırılması
Atasözleri anlam dünyalarına göre gerçek, mecaz veya her iki anlamı da barındıracak şekilde (kinayeli) gruplandırılır:
- Hem gerçek hem mecaz anlamlı olanlar (Kinayeli):
- Hamama giren terler: Fiziksel olarak sıcak bir hamama giren insanın terlemesi kaçınılmaz bir gerçektir (gerçek anlam). Mecazi olarak ise üstlenilen zor veya sıkıntılı bir işin getireceği sorumluluklara ve zorluklara katlanılması gerektiğini belirtir.
- Tek kanatla kuş uçmaz: Doğada tek kanadı olan bir kuşun uçamadığı gözlemlenmiştir ve bu fiziksel bir doğrudur (gerçek anlam). Mecazi anlamda ise insanların bu hayatta tek başlarına büyük işleri başaramayacaklarını, başarı için birlik, beraberlik ve dayanışma gerektiğini anlatır. Bu durum, Türk sinemasının ve tiyatrosunun önemli isimlerinden Haluk Bilginer ile Beyazıt Öztürk’ün başrollerini paylaştığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun erken dönemlerini (Orta Çağ / Sultan Murat devrini) konu edinen tarihi yapımlarda da işlenmiştir. Bir cami inşaatında çalışan ustaların ve halkın ortak bir amaç etrafında nasıl birleştiğini, atasözlerinin toplumsal yaşantının içinden nasıl süzülüp çıktığını gösteren sanatsal anlatılar bu birliktelik ruhunu somutlaştırır.
- Sadece gerçek anlama gelenler: Mecazi bir derinliği yoktur, doğrudan söylendiği anlama gelir.
- Huylu huyundan vazgeçmez: İnsanların alışkanlıklarının ve karakter yapılarının zamanla değişmeyeceğini, ne olursa olsun aynı davranışları sergilemeye devam edeceklerini ifade eden tamamen gerçek anlamlı bir sözdür.
- Sadece mecaz anlama gelenler: Gerçek hayatta fiziki olarak karşılığı bulunmayan, tamamen soyut durumları somutlaştıran atasözleridir.
- Minareyi çalan kılıfını hazırlar: Gerçek hayatta koca bir taş minarenin fiziki olarak çalınması mümkün değildir. Ancak bu söz mecazen, toplumda büyük bir usulsüzlük, hırsızlık veya gizli bir iş yapmaya kalkışan kişinin, yakalanmamak için önceden her türlü bahaneyi, kılıfı ve tedbiri hazırladığını anlatır. Karadeniz fıkralarını veya yöresel zeka hikayelerini andıran minare çalma vakaları (örneğin demir minarelerin sökülüp çalınması gibi sıra dışı olaylar) gerçekliği değiştirmez; sözün özü tamamen mecazi bir uyarıdır.
Sınavlarda ÖSYM’nin atasözü sorularına yaklaşımları
Sınavlarda genellikle toplumsal, felsefi veya insani durumları anlatan uzun paragraflar verilir ve bu paragrafı karşılayan atasözünün bulunması istenir. ÖSYM’nin geçmiş yıllarda kullandığı bazı önemli paragraf eşleştirmeleri şunlardır:
- Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalıdır: Paragrafta insanın kendi zayıf ve hassas yönlerini görmezden gelip başkalarının eksikliklerini acımasızca eleştirmesi konusu işlenir. Hakikat aynası kendine tutulduğunda çok daha büyük zarar görecek olan kişi, kendi konumu hassasken başkalarına zarar vermeye çalışmamalıdır.
- Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür: Paragrafta insanların kendi sahip olduğu güzelliklerin, başarıların veya mutlulukların değerini bilmeyip sürekli başkalarının hayatına özenmesi, onlardaki sıradan şeyleri bile kendisindekinden çok daha kıymetli ve büyük görmesi konusu işlenir.
- Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur: Paragrafta hayatta büyük tecrübeler kazanmış, önemli makamlarda bulunmuş saygın insanların yaşlanıp güçten düştüklerinde, çevrelerindeki cahil, yetersiz veya saygısız kimseler tarafından hor görülmesi, sözlerinin kesilmesi ve kıymetlerinin bilinmemesi gibi hüzünlü toplumsal durumlar işlenir. Bu söz, Orta Asya bozkır kültüründen günümüze kadar ulaşan, doğa gözlemlerinin insan ilişkilerine aktarılmasını gösteren en eski kültürel miraslarımızdan biridir.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz