Türkçe Ders Notu: Sözcüğün Anlam Özellikleri ve Çok Anlamlılık
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 8 dk
Bu ders notu, KPSS Türkçe müfredatında yer alan “Sözcüğün ve Sözün Anlamı” (Sözcükte Anlam) ünitesinin anlam özelliklerini, çok anlamlılık ilişkilerini ve örnek soru kalıplarını sistematik olarak ele almaktadır.
İçindekiler
1. Ünitenin Genel Yapısı ve Sınavdaki Yeri
- Soru Ağırlığı: ÖSYM, “Sözcüğün ve Sözün Anlamı” bölümünden doğrudan 2 ya da 3 soru sormaktadır. Türkçe testinin sonunda yer alan çoklu sorulardaki altı çizili söz öbekleriyle birlikte bu üniteden gelen soru sayısı 5’e kadar çıkabilmektedir.
- Bütünsel Önemi: Sözcükte anlam konusu, cümlenin anlamını ve yorumlanmasını; cümle düzeyindeki anlam ise paragrafın ana düşüncesi ile yardımcı düşüncelerini yakalamayı doğrudan etkiler.
- Doğrudan Sözlük Bilgisini Ölçen Kelimeler (Sınavlarda Çıkan Örnekler):
- Öykünmek: Taklit etmek.
- Sağaltıcı: İyileştirici, tedavi edici.
- Yeknesak: Tek düze (Tekten/Yekten türemiştir).
2. Sözcük, Anlam ve Sözcük Türleri
- Sözcük (Kelime): Anlamlı ses ya da ses birlikleridir.
- Anlam: Sözcüklerin belirttiği kavramların, olayların, hareketlerin ve hayallerin zihnimizdeki değerlendiriliş biçimidir.
- Görevli Sözcükler: Doğrudan tek başına zihinde somut ya da soyut bir şema (resim/kavram) uyandırmayan, ancak cümlede benzetme, karşılaştırma veya bağlantı gibi görevler üstlenen sözcüklerdir.
- Örnekler: Ancak, ama, gibi, göre.
- Yansıma Sözcükler: Doğadaki seslerin taklidiyle oluşan, tek başına bağımsız bir kavram karşılamayan sözcüklerdir.
- Örnekler: Tak, çıt.
3. Tek Anlamlılık ve Çok Anlamlılık
- Tek Anlamlılık: Her sözcüğün doğuştan gelen ve zihinde tek bir çağrışım uyandıran tek bir anlamının bulunması durumudur.
- Örnekler: Halı, zeytin, ıslık, karga, mısra.
- Çok Anlamlılık: Sözcüklerin zamanla ihtiyaç, şekil benzerliği, benzetme, yakıştırma, çağrışım veya neden-sonuç ilişkileri gibi nedenlerle yan ve mecaz anlamlar kazanarak birden fazla anlama gelecek şekilde kullanılmasıdır.
- Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde 1 rakamı ile belirtilen ilk anlam, sözcüğün gerçek anlamıdır. Diğer numaralı anlamlar ise yan ve mecaz anlamları gösterir.
- Örnek: Türkçe sözlükte çıkmak sözcüğünün 54 farklı anlamı, açmak sözcüğünün ise 28 farklı anlamı yer almaktadır.
Örnek Analiz: “Örtmek” Sözcüğünün TDK’deki Anlam Dağılımı
- Üstünü Kapatmak (Korumak, görünmez duruma getirmek veya gizlemek amacıyla): “Kadın bebeğini itinayla yatırdı, yüzünü örttü.”
- Kapamak: “Perihan kızdı, gidip piyanonun kapağını örttü.” (Piyanonun açık kapağını kapatmak anlamında)
- Kaplamak (Sarmak): “Sarmaşıklar duvarları örttmüş.”
- Gizlemek/Saklamak (Mecaz): “Kardeşim her zaman benim bütün hatalarımı örter.” (Kötü bir durumu belli etmeyip saklamak anlamında).
4. “Çökmek” Sözcüğünün Bağlama Göre 12 Farklı Anlamı
Çökmek sözcüğü, kullanıldığı cümledeki bağlama göre şu anlamları karşılamaktadır:
- Bulunduğu düzeyden aşağı inmek, çukurlaşmak, batmak: “Konya’da son günlerde toprak çökmesi artmış.”
- Üzerinde bulunduğu yere yıkılmak: “1,5 kulaçlık bir tavan çöktü bana kalırsa.”
- Çömelmek: “İşçiler kahvenin bir tarafına çökmüş, çayların gelmesini bekliyorlar.”
- Birdenbire oturmak, kendini bir yere bırakmak: “Soluk soluğa divana çöktü, vücudu titriyordu.”
- Birinin ya da bir şeyin üzerine çullanmak: “Üç kadar iri yarı adam gencecik çocuğun üstüne çöktü.”
- İçeri doğru girmek (şakak, avurt vb. için): “Zayıflayan kadının yanakları daha da çökmüş, avurtları içine girmiş.”
- Basmak, yayılmak: “Geceleri bazen öyle bir sessizlik çöküyor ki kalp atışlarınızı duyabiliyorsunuz.”
- Kaplamak (ses, duman, bulut, karanlık vb. için): “Alaca karanlık çökerken Köşk bahçesinin parmaklıklarında iki kişi belirdi.”
- Tortunun dibe inmesi: “Çay çökmüş mü diye bir bak bakalım.”
- Sarsılıp dinçliğini yitirmek: “Uzun bir aradan sonra gördüğüm dayım bayağı çökmüştü.”
- Son bulmak, yıkılıp dağılmak (Tarihsel olay ve sonucu): “Çarlık rejiminin çökmesiyle pek çok küçük devlet kuruldu.” -> Çarlık Rusya rejiminin yıkılıp son bulmasıyla, bunun doğrudan sonucu olarak bağımsız küçük devletlerin ortaya çıkması durumudur.
- Yoğun bir biçimde hissetmek, duymak: “İlk kez askere gittiğinde ailesinin özlemi çökmüştü kalbine.”
5. Sözcüğün Temel Anlam Özellikleri
Bir sözcüğün hangi anlam özelliğini (gerçek, yan, mecaz, terim) taşıdığına tek başına değil, her zaman cümledeki bağlamına bakılarak karar verilir.
A) Gerçek Anlam (Temel Anlam / İlk Anlam / Başat Anlam)
Sözcük söylendiğinde akla gelmesi gereken ilk ve temel anlamdır. Kişiden kişiye değişmeyen, sözlüğün en başında yer alan anlamdır.
- Göz (Görme organı): “Bir doktor göz muayenesinden sonra ameliyat kararı verdi.”
- Yol (Üzerinden geçilen/yürünen yer): “Belediye her sene bu yolu asfaltlıyor.”
- Bırakmak (Bir varlığı bir yere koymak): “Dosyaları masanın üstüne bırakıp müdürün odasına geçti.”
- Sürüklemek (Bir şeyi yerden çekerek götürmek): “Aslan öldürdüğü hayvanı sürükleyerek bir ağacın altına götürdü.”
B) Yan Anlam
Sözcüğün gerçek anlamından tamamen kopmadan; şekil, işlev, benzerlik, yakıştırma ya da çağrışım gibi somut ilgileri devam ettirerek zamanla kazandığı ikinci anlamlardır.
- Göz (Oda / Çekmece / Kaynak):
- “Şu mahallede bir göz evim olsun isterdim.” (Evin odası - şekil/işlev ilişkisi)
- “Pınarın gözlerine taş tıkamak akıl işi değil.” (Suyun çıktığı kaynak kısmı - şekil benzerliği)
- “Masanın gözüne de baktım ama bulamadım.” (Masanın çekmecesi - işlev ve parça ilişkisi)
- Yol (Kanal / Yöntem):
- “Türklerin su yollarını ellerinde bulundurmak gibi bir amaçları vardı.” (İçinden su geçen kanal - somut geçit ilişkisi)
- “Duyguların eğitimi sanat yoluyla olur.” (Sanat yöntemi/sistemiyle - işlev ilişkisi)
- Bırakmak (Ertelemek / Unutmak):
- “Şehri baştan sona gezmeyi haftaya bıraktık.” (Ertelemek anlamında - yan anlam)
- “Acaba telefonumu nerede bıraktım?” (Unutmak anlamında. TDK’ye göre nesneyi bir yere bırakma somut fiziksel ilgisi sürdüğü için bu kullanım mecaz değil, yan anlamdır).
C) Mecaz Anlam
Sözcüğün gerçek anlamını tamamen kaybederek kazandığı yepyeni, genellikle soyut anlamdır . Gerçek anlamıyla hiçbir çağrışımsal bağı kalmaz .
- Köpürmek (Çok sinirlenmek): “Esra yukarıda niye köpürüyor?” (Sabunun köpürmesinden tamamen sıyrılarak öfkelenmek anlamını taşır) .
- Bağ (İlişki / Duygusal bağ): “Sizinle aramızda güzel bir bağ oluştu.” (Fiziksel ip/bağ anlamından tamamen uzaklaşmıştır) .
- Göz (Görmezden gelmek): “Bu işlere göz yumduğunu bilmiyordum.” (Deyimleşerek hoş görmek anlamı kazanmıştır).
- Yol (Uğur / Amaç / Süreç): “Bu yolda çok emek harcamanız gerekiyor.” (Somut yol değil, KPSS/AGS hedefine giden süreç/uğur anlamındadır).
- Bırakmak (Kaybetmek / Ölümle sonuçlanma): “İki oğlumu Çanakkale’de bıraktım.” (Çanakkale Savaşı’nda şehit vererek kaybetmiş olmak anlamında mecazlaşmıştır).
D) Terim Anlam
Bilim, sanat, spor, edebiyat, hukuk, tıp gibi belirli bir uzmanlık alanına özgü kullanılan sınırlı ve özel anlamlı sözcüklerdir.
- Tıp: Atardamar, katarakt (gözüne perde inmek).
- Spor: Penaltı, korner.
- Edebiyat: Hece, aruz, cinas, mısra.
- Biyoloji/Zooloji: Hücre, mitokondri, perde ayaklı (Hayvan biliminde kaz/ördek ayaklarındaki yüzme zarı).
- Hukuk: Sanık.
- Tiyatro: Perde (“Oyuncu üçüncü perdede bayıldı.”).
- Müzik: Perde (“Bu şarkıyı bir üst perdeden okusa…” - ses tonu anlamında).
Anlam Kayması (Yan Anlamdan Terim Anlama Geçiş)
Bazı sözcükler yan anlam ilişkisi üzerinden coğrafya ya da anatomi gibi bilim dallarında özel bir kavramı karşılayarak terimleşebilir:
- Burun (Coğrafi Terim): Koklama organından (Gerçek) -> Ayakkabının burnuna (Yan) -> Sinop burnu (Türkiye’nin Karadeniz’deki en uç çıkıntısı anlamında coğrafi terim).
- Kulak (Coğrafi Terim): İşitme organından -> Deniz kulağı (Lagün) (Marmara Bölgesi’ndeki Kapıdağı Yarımadası örneğindeki gibi coğrafi terim).
- Boğaz (Coğrafi Terim): Boyun kısmından (Anatomik gerçek/yan) -> Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı (İki karayı bağlayan dar deniz geçidi anlamında coğrafi terim).
6. Soru Tipleri ve Örnek Çözüm Analizleri
Soru Tipi 1: Mecaz Anlamda Kullanılmayan Kelimeyi Bulma
- Örnek Metin: “Son zamanlarda genç yetişkin edebiyatının hızla filizlendiği [mecaz: büyüyüp geliştiği] , Harry Potter kitaplarıyla canlanan [mecaz: hayat bulan] , Meyer’in Alacakaranlık serisinin kelimenin tam anlamıyla parlattığı [mecaz: öne çıkardığı] kahramanlarla devam eden süreç, Açlık Oyunları ile taçlandırdığı [mecaz: başarıyı üstün kıldığı] yoldan ilerliyor. Bu sürece yüksek bütçeli ve beyaz perdenin genç yıldızlarıyla renklenen uyarlama filmlerinin etkisi inanılmaz [gerçek anlam] …”
- Çözüm: Metinde geçen “filizlenmek”, “canlanmak”, “parlatmak” ve “taçlandırmak” sözcükleri gerçek anlamlarından sıyrılarak soyut mecazi anlamlar kazanmıştır. Ancak “inanılmaz” kelimesi doğrudan kendi anlamını korumuştur ve gerçek anlamdadır.
Soru Tipi 2: “Tutmak” Sözcüğünün Ayraç İçi Anlam Uyuşmazlığı [38]
- A) “Akyaka’da oltanızı denize her atışınızda mezgit tutarsınız.” (yakalamak) -> Uyumlu.
- B) “Verdiği sözü tuttu.” (yerine getirmek) -> Uyumlu.
- C) “Yaptıklarıyla söyledikleri birbirini tutmuyor.” (uygun gelmek, çelişmez olmak) -> Uyumlu (Olumsuz çekimlendiği için “uygun gelmiyor, çelişiyor” anlamını tam karşılar).
- D)“Siz gelene kadar ben çocuğu burada tutarım.” (özgürlüğüne engel olmak) -> Uyumsuz.
- Analiz: Buradaki “tutmak” çocuğu oyalamak, ona sahip çıkmak ve göz kulak olmak anlamındadır. “Özgürlüğe engel olmak” anlamı ise polis nezareti veya zorla alıkoyma gibi durumları kapsayan sert bir anlamdır. Dolayısıyla ayraç içindeki anlam yanlıştır.
- E) “Müdür yeni memurun davranışlarını tutmamıştı.” (beğenmek, benimsemek) -> Uyumlu (Olumsuz çekimle “beğenmemişti” anlamına gelir).
Soru Tipi 3: “Dağınık” Sözcüğünün Mecaz Kullanımı
- A) “Misafirleri dağınık bir kıyafetle karşıladım.” (Yan anlam: uyumsuz kıyafet).
- B) “Kafam çok dağınık.” -> Mecaz Anlam (Düşüncelerin birbirinden kopukluğu, soyut anlamda kafa karışıklığı).
- C) “Yatak odası ve mutfak dağınık.” (Gerçek anlam: eşyaların düzensizliği).
- D) “Bu yörede evler çok dağınık yapılmış.” (Yan anlam: coğrafi olarak birbirinden uzak, dağınık yerleşim).
- E) “Mutfaktaki elektrikli aletler dağınık yerleştirilmiş.” (Yan anlam: aletlerin düzensiz, ayrı ayrı yerlerde olması).
Soru Tipi 4: Parantez İçi Açıklamayla Uyuşmayan Anlam (Uygulamalı Analiz 1)
- “Araştırmacılar doğada bulunmanın sağlığa olan faydalarına işaret ediyor (dikkat çekiyor) [Doğru] Açık alanlarda vakit geçirmenin ruh sağlığı üzerinde koruyucu (önleyici) [Yanlış] bir etkisi olduğunu, bu durumun aynı zamanda ruhsal direnci (dayanıklılığı) [Doğru] artıracağını söylüyorlar. Araştırmaların bulguları ışığında (rehberliğinde) [Doğru] planlamalar yapılırken doğayla temasın sağlanacağı unsurların bu planlara dahil edilmesinin (içine katılmasının) [Doğru] önemi ortaya çıkıyor.”
- Çözüm: Koruyucu ve önleyici sözcükleri eş anlamlı değildir. Korumak; dış etkenlere karşı kollamak ve muhafaza etmektir; önlemek ise bir şeyin gerçekleşmesini engellemek için önceden tedbir almaktır. Dolayısıyla 2 numaralı kullanım uyuşmamaktadır.
Soru Tipi 5: Parantez İçi Açıklamayla Uyuşmayan Anlam (Uygulamalı Analiz 2)
- “İnsan çoğu zaman (genellikle) [Doğru] toplumun beklentilerine göre şekillenmiş (biçimlenmiş) [Doğru] bir sahte benlikle var olur; giydiği kıyafetlerden kurduğu cümlelere kadar (cümlelere değin) [Doğru] içindeki özle yabancı bir rolü (görevi) [Yanlış] sürdürür. Oysa gerçek benlik insanın içsel sesiyle ve özgün duygularıyla örtüşen (tam olarak uyuşan) [Doğru] derin bir varoluştur.”
- Çözüm: Cümlede geçen “yabancı bir rolü sürdürür” ifadesindeki rol kelimesi, “yapmacık tavır, oyun, sahtelik” anlamında kullanılmıştır. Bir meslek veya iş yerindeki resmi yükümlülük olan görev anlamını karşılamaz. Bu nedenle uyuşmazlık mevcuttur.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz