Yahudi tarihi ve eski İsrail dönemi ders notları
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 9 dk
İçindekiler
Kimlik, hafıza ve tarih arasındaki ilişki
Yahudi tarihi incelenirken dini ve milli unsurların iç içe geçtiği görülür. Özellikle tarihin başlangıç safhaları söz konusu olduğunda, anlatılar tarihi vesikalardan ziyade kutsal metinlere dayanır. Eski İsrail tarihi olarak adlandırılan ve milattan önce ikinci binyıla kadar uzanan bu dönem, arkeolojik bulgularla doğrudan desteklenmediği için bilimsel düzeyde bir kutsal hikaye olarak değerlendirilir. Ancak bu hikayenin asıl önemi, Yahudi kolektif hafızasının ve kimlik kodlarının burada şekillenmiş olmasıdır. Toplumsal hafıza ve kimlik bilinci zaman içinde inşa edilir, dini yorumlar da bu zemin üzerinde yükselir.
Geçmişin objektif bir aktarımı olmaktan ziyade, toplumsal hafıza yeni şartlara ve ihtiyaçlara göre şekillenen öznel bir kurgu niteliği taşır. Bazı araştırmacılar tarihin büyük ölçüde yoruma dayandığını belirterek onu bir bilim dalından ziyade bir sanat olarak görürler. Geçmiş toplumlar kimliklerini mitolojiler üzerinden kurarken, modern toplumların bu mitolojilerin yerini doldurmak üzere tarih bilincini geliştirdiği söylenebilir. Bu çerçevede, eski İsrail tarihi de bir yandan soyut tarihsel gerçeklerle, diğer yandan kutsal kurgularla şekillenmiştir.
Yahudi kutsal metinlerinin yapısı ve tanahın bölümleri
Yahudi kutsal metinleri tek tip bir yaklaşımla anlaşılmaz. Bu metinler farklı yorumlara tabi tutulsa da ortak bir kimlik zemini sunar. Yahudilikte kutsal metin külliyatı “Tanah” olarak adlandırılır. Tanah ismi, metni oluşturan üç ana bölümün baş harflerinin birleşmesiyle elde edilmiş bir kısaltmadır. Bu bölümler şunlardır:
- Tora (Tevrat): Hazreti Musa’ya doğrudan vahyedildiği kabul edilen beş kitaptan oluşur. Öğreti, yasa ve şeriat anlamlarına gelir. Ortodoks Yahudi inancına göre Tora, vahyin en yüksek ve aracısız biçimidir. Hem sözü hem de manası doğrudan Tanrı’ya aittir; Musa sadece duyduklarını yazıya geçirmiştir.
- Neviim (Peygamberler): Musa sonrasındaki peygamberlerin vahiylerini içeren kitaplar grubudur. Farklı hacimlerdeki metinlerin birleştirilmesiyle sekiz kitap haline getirilmiştir. Bu bölüm, rüya, melek veya sembolik görüntüler gibi aracılar vasıtasıyla iletilen ikinci dereceden vahiy kabul edilir. Bölümün başlangıç kitapları yoğun bir tarih anlatımı sunarken, sonraki kısımlar peygamberlerin ahlaki uyarılarını ve mesajlarını içerir.
- Ketuvim (Yazılar): Daniel, Davut ve Süleyman gibi seçilmiş kişilere veya peygamberlere atfedilen kutsal yazılardan oluşur. Davut ve Süleyman, Tanah’ta İslam inancından farklı olarak birer peygamber değil, seçilmiş krallar olarak kabul edilir. Ketuvim bölümündeki vahiyler üçüncü dereceden, yani insani unsurların da devreye girdiği birer ilham olarak değerlendirilir. Yazarlar bu metinleri kendi kavrayış ve ifade kapasitelerine göre kaleme almışlardır.
Tanah, dünyanın yaratılışından başlayarak milattan önce dördüncü yüzyıldaki İkinci Mabet dönemine kadar uzanan tarihsel süreci konu edinir.
Tanah ile eski ahit arasındaki farklar ve tercüme gelenekleri
Hristiyanların “Eski Ahit” olarak adlandırdığı literatür ile Yahudilerin “Tanah” adını verdiği külliyat aynı temel kaynaklara dayansa da aralarında önemli farklar bulunur. Eski Ahit, milattan önce üçüncü yüzyılın ortalarında İskenderiye’de yaşayan Yunanca konuşan Yahudiler için yapılan “Septuaginta” (Yetmişler Çevirisi) isimli Grekçe tercümeye dayanır.
Septuaginta ile İbranice Tanah metni arasında altı bine yakın fark mevcuttur. Bu farklılıklar basit birer tercüme hatası veya yorum sapması değildir. Bu durum, çevirinin yapıldığı dönemde birden fazla Tevrat ve Tanah nüshasının mevcut olduğunu gösterir. Nitekim Samirilerin kendilerine has Tevrat nüshaları ve Ölü Deniz Yazmalarında bulunan farklı metin parçaları da bu çeşitliliği doğrulamaktadır.
Eski Ahit ile Tanah arasındaki diğer farklar ise şunlardır:
- Kitap sayısı: Eski Ahit, İbranice orijinali bulunmayan ve sadece Grekçe nüshaları günümüze ulaşan ondört ilave kitap barındırır. Yahudiler bu kitapları kanonik (kutsal kitap listesine dahil) kabul etmeyerek dışarıda bırakmışlardır. Bu dışlanan kitaplara “Apokrif” adı verilir. Apokrif kitaplar, tarih anlatısını milattan önce ikinci yüzyıldaki Grek dönemine kadar taşır.
- Kitapların sıralanışı: Tora kısmında bir değişiklik olmamasına rağmen, Neviim ve Ketuvim bölümlerindeki kitapların dizilimi Hristiyanlık ve Yahudiliğin teolojik önceliklerine göre farklılık gösterir.
İbrahim ataları dönemi ve seçilmişlik teolojisinin esasları
Yahudi tarihi, hem dini hem de etnik bir başlangıç noktası olarak İbrahim ile başlatılır. İbrahim, Tora metninde ilk kez peygamber olarak adlandırılan kişidir. Ancak onun Yahudi düşüncesindeki asıl önemi peygamberliğinden ziyade, seçilmiş soyun kurucusu olan “İbrahim atası” olmasından ileri gelir.
İbrani terimi, İbrahim soyunu ve bu soya bağlı topluluğu ifade etmek için kullanılan en eski kavramdır. Yusuf Mısır’da yaşarken mısırlılar tarafından İbrani olarak adlandırılmıştır. Bu kavram modern döneme kadar dini bağlarını koparmış seküler Yahudiler için de etnik bir kimlik sığınağı olmuştur. Örneğin filozof Baruch Spinoza cemaatten aforoz edildikten sonra kendisini İbrani olarak tanımlamıştır. Doğu Avrupa Yahudi aydınlanması döneminde de dini aidiyeti reddeden aydınlar, İbrani kimliğini ve dilini öne çıkarmışlardır. Rusya’daki antisemitik saldırılar sırasında “Yahudi” kelimesi pejoratif bir anlam kazandığında, İbrani nitelemesi kurtarıcı bir kimlik olarak kullanılmıştır.
Yahudi teolojisinde seçilmişlik fikri, sadece bir grubun kutsanması esasına dayanmaz. Bu düşünce, bir grubun seçilirken diğer grupların reddedilmesi ve dışlanması üzerine kuruludur. Bu diyalektik süreç şu tarihsel zincirle somutlaşır:
- Nuh’un oğullarından Sam kutsanıp seçilen soyun atası olurken, Kenanlıların atası Ham lanetlenir ve seçilmişliğin dışına itilir.
- İbrahim’in soyundan İshak seçilirken, İsmail ahit dışı bırakılır.
- İshak’ın oğullarından Yakup seçilirken, Esav dışlanır.
Kabile yapısı ve öne çıkan kabilelerin toplumsal rolleri
Lakabı “İsrail” olan Yakup’un oniki oğlundan oniki kabile meydana gelmiştir. Bu kabilelerin tamamı seçilmiş sayılsa da kendi aralarında belirgin bir iş bölümü ve hiyerarşi mevcuttur. Toplum yapısında öne çıkan üç ana soy bulunmaktadır:
- Levi soyu: Bu kabileye mensup olanlar din adamı olarak seçilmiştir. Kenan toprakları kabileler arasında bölüşülürken onlara tarım arazisi verilmemiştir. Onlar toplumun genelinden ayrılan özel şehirlerde yaşar ve dini hizmet sunarlar. Levi soyu içinden Harun’un soyundan gelenlere “Kohen” adı verilir ve bunlar en üst düzey din adamı sınıfını oluşturur. Musa ve Harun da bu soydandır.
- Yuda soyu: Krallık soyu olarak seçilmiştir. Siyasi liderliğin ve krallık asasının ebediyen bu soydan devam edeceğine inanılır. Yahudilerin tarih boyunca beklediği kurtarıcı Mesih’in de Yuda soyundan, yani Davut’un neslinden geleceği kabul edilir.
- Yusuf soyu: Yakup’un en sevdiği eşi Rahel’den doğan Yusuf, babasının gözdesi olduğu için kardeşleri tarafından kıskanılmış ve kuyuya atılmıştır. Mısır’da vezirliğe kadar yükselen Yusuf, kıtlık döneminde ailesini Mısır’a yerleştirerek İsrailoğullarının Mısır dönemini başlatmıştır. Yakup ölüm döşeğindeyken, Yusuf’un oğulları Efraim ve Manasse’yi kendi öz oğlu olarak benimsemiştir. Böylece ilk oğulluk hakkı olan çift pay Yusuf’un soyuna geçmiş, Efraim ve Manasse kabileleri Kenan topraklarının kuzeyindeki en verimli bölgeleri almışlardır.
Birleşik krallığın kuruluşu ve bölünme süreci
İsrailoğulları, hâkimler döneminin ardından krallık evresine geçmiştir. Davut, tarafsız bir bölge olan Kudüs’ü fethederek başkent yapmış ve tüm kabileleri tek bir idare altında toplayarak Birleşik Krallığı kurmuştur. Onun ardından tahta geçen oğlu Süleyman, bu yapıyı daha da ihtişamlı hale getirmiş ve Kudüs’te ilk mabedi inşa etmiştir. Bu dönem, İsrailoğullarının altın çağı olarak kabul edilir.
Süleyman’ın ölümünün ardından merkezileşmiş yapı korunanamamıştır. Tahta geçen oğlu Rehavoam’ın katı politikalarına tepki gösteren kuzeydeki on kabile, onun krallığını reddetmiştir. Yusuf soyundan gelen Yerevoam’ın liderliğinde kuzeyde bağımsız İsrail Krallığı kurulmuştur. Güneyde ise sadece Yuda ve Bünyamin kabilelerinin sadık kaldığı Yuda Krallığı varlığını sürdürmüştür.
Bu bölünme sadece siyasi değil, derin bir dini kırılmayı da beraberinde getirmiştir. Kuzey kralı Yerevoam, tebaasının ibadet için güneydeki Kudüs’e gitmesini engellemek amacıyla krallığın kuzey sınırındaki Dan şehrine ve güney sınırındaki Bethel şehrine iki altın boğa heykeli dikmiştir. Halka “İlahınız budur” diyerek Kudüs’teki mabet merkezli ibadet tarzına başkaldırmıştır. Bu durum, çölde yaşanan altın buzağı günahının bir tekrarı olarak görülmüştür.
Güney kökenli olan Tanah yazarları, kuzey krallarını sürekli olarak putperest ve yoldan çıkmış olarak resmetmiştir. Kuzey Krallığı, bu dini sapmaların cezası olarak milattan önce 722 yılında Asurlular tarafından yıkılmış ve halkı sürgün edilmiştir. Sürgüne gönderilen bu on kabilenin zamanla çevre kültürler içinde eriyerek kaybolduğu kabul edilir. Güneydeki Yuda Krallığı ise dini bağlılığını koruduğu için bir buçuk asır daha ayakta kalmış, nihayetinde milattan önce 586 yılında Babilliler tarafından yıkılarak Kudüs Mabedi tahrip edilmiştir.
Asur sürgünü sonrasındaki toplumsal bölünme ve samiriler
Kuzey Krallığı’nın yıkılmasının ardından Asurlular, bölgedeki nüfusu tamamen sürmemiş ancak imparatorluğun diğer yerlerinden getirdikleri farklı halkları buraya iskan etmişlerdir. Bu kozmopolit yapı, zamanla yerel Yahve inancını benimsemiş olsa da kendi eski putperest inanışlarını da sürdürmüştür. Güneydeki Yuda Krallığı sakinleri, bu karışık gruba “Samiriler” adını vermiş, onların İsrail soyu ve diniyle hiçbir bağları olmadığını savunmuşlardır.
Buna karşın Samiriler kendilerinin hiç sürülmediklerini, asıl Musa şeriatını koruyanların kendileri olduğunu iddia etmişlerdir. Kendilerini Yusuf soyuna (Efraim ve Manasse) dayandıran Samiriler, Kudüs’ün kutsallığını ve Davut hanedanını tamamen reddederler. Onların kutsal kabul ettiği merkez, Tevrat’ta da işaret edilen Gerizim Dağı’dır. Kendilerine ait bir Samiri Tevratı kullanan bu toplulukla Yahudiler arasındaki tarihsel çatışma, eski Yusuf ile Yuda kabileleri arasındaki rekabetin bir devamıdır.
Dini reformlar, babil sürgünü ve ezra dönemi restorasyonu
Yuda Krallığı döneminde iki kralın gerçekleştirdiği dini reformlar hayati öneme sahiptir. Kral Hizkiya ve sonrasında torunu Kral Yoşiya, Kudüs dışındaki tüm taşra adak yerlerini ve mabetlerini yıkarak ibadeti tamamen Kudüs Mabedi’nde merkezileştirmişlerdir. Yoşiya’nın reformu sırasında tapınakta kayıp bir Tevrat rulosunun bulunduğu öne sürülmüştür. Modern kutsal kitap tenkidi çalışmaları, eldeki Tanah metninin Hizkiya ve Yoşiya dönemlerinden başlayarak sürgün ve sürgün sonrası Babil ile Pers dönemlerinde derlendiğini, redakte edildiğini savunur.
Babil Sürgünü sonrasında Pers Kralı Koreş’in izniyle Kudüs’e dönen Yahudiler, Ezra ve Nehemya liderliğinde hem siyasi hem de dini bir restorasyon sürecine girmişlerdir. Levi soyundan gelen din bilgini Ezra, unutulmuş olan Tevrat’ı halka açık alanda okumuş, anlamayanlar için tercüme etmiş ve toplumu Tevrat şeriatı etrafında yeniden organize etmiştir. Karışık evliliklerin yasaklandığı bu dönemde, sadece sürgünden dönenlerin asıl İsrail soyunu temsil ettiği savunulmuş, taşrada kalan yabancı unsurlar ve Samiriler dışlanmıştır. Böylece Tevrat merkezli, dışa kapalı ve şeriat eksenli yeni bir Yahudi kimliği inşa edilmiştir.
Eski İsrail tarihine yönelik akademik ve arkeolojik tenkitler
Kutsal metinlerde sunulan bu tarihsel anlatının gerçekliği, modern bilim dünyasında üç farklı ekol üzerinden tartışılmaktadır:
- Maksimalistler: Tanah’taki anlatıları büyük ölçüde güvenilir tarihsel kaynaklar olarak kabul eden gruptur. Genellikle muhafazakar Hristiyan arkeologlar ve bazı geleneksel İsrailli uzmanlar bu görüşü savunur.
- Minimalistler: Kutsal metinlerdeki anlatıların neredeyse tamamının Pers ve Helenistik dönemlerde kurgulanmış ideolojik metinler olduğunu ileri sürerler. İbrahim, Yakup, Davut, Süleyman ve oniki kabile gibi unsurların tarihsel birer gerçekliği olmadığını, bunların kurmaca birer ata figürü olduğunu savunurlar.
- Merkezciler: Arkeolojik veriler ile kutsal metin anlatılarını harmanlayan gruptur. Bu araştırmacılara göre, milattan önce onuncu yüzyılda Kudüs görkemli bir başkent değil, küçük bir kasabadır. Dolayısıyla Davut ve Süleyman’ın görkemli imparatorluğu tarihsel olarak kanıtlanamaz. Görkemli bir saray ve mabet düzenine dair ilk arkeolojik izler ancak milattan önce dokuzuncu yüzyılda kuzeydeki İsrail Krallığı’nda (Omri Hanedanı döneminde) ortaya çıkmaktadır. Güneydeki Yuda Krallığı ise ancak kuzey yıkıldıktan sonra Hizkiya ve Yoşiya dönemlerinde gelişim göstermiştir. Bu görüşe göre, Tanah metni güneydeki Yuda Krallığı’nın ve Kudüs merkezli ruhban sınıfının çıkarlarını, tarihsel önceliğini ve seçilmişliğini haklı çıkarmak üzere sonradan şekillendirilmiş bir siyasi literatürdür. Nitekim Yuda kelimesinin kutsal metinde geçen “Tanrı’ya övgü” anlamından ziyade, coğrafi olarak “alçak arazi” kökünden geldiği ve kabilenin başlangıçta küçük, karışık bir topluluk olduğu arkeolojik verilerle savunulmaktadır.
Eski İsrail tarihi, kutsal metinlerin kurgusal ve teolojik dünyası ile modern arkeolojinin somut verileri arasındaki bu gerilim hattında anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz