Orta çağ Hristiyan dünyasında Yahudi tarihi ve dini dönüşümler
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 7 dk
İçindekiler
Sefarad ve Aşkenaz dünyasının kültürel sınırları
Orta çağ döneminde Yahudi toplumu coğrafi, dini ve kültürel açıdan iki ana kola ayrılmıştır. İslam egemenliği altındaki coğrafyalarda Sefarad kültürü şekillenirken, Hristiyan Avrupa topraklarında Aşkenaz kültürü ortaya çıkmıştır. Sefarad Yahudileri, Endülüs ve Kuzey Afrika gibi geniş bir coğrafyayı kapsayan tek bir hilafet yönetimi altında yaşamıştır. Bu siyasi birlik, Yahudi Arap kültürünün doğmasını sağlamıştır. Sefaradlar, Arapça konuşmuş ve eserlerini İbrani harfleriyle yazılan Yahudi Arapçası ile kaleme almışlardır. Hristiyan krallıkların İspanya topraklarını aşamalı olarak ele geçirdiği gümüş çağ olarak adlandırılan dönemde bile bu güçlü kültürel birikim varlığını sürdürmüştür. İspanya ve Portekiz Katolik yönetimlerinin baskılarıyla on beşinci yüzyılın sonunda gerçekleşen büyük sürgünün ardından Sefarad Yahudileri; Fransa, İtalya, Hollanda ve ağırlıklı olarak Osmanlı topraklarına göç ederek bu kültürlerini taşımışlardır.
Sefaradların Mezopotamya merkezli Babil Yahudi geleneğine dayanmasına karşılık Aşkenaz dünyası daha çok Filistin Yahudi geleneği ile ilişkilidir. Roma ve Bizans egemenliğindeki topraklardan Avrupa içlerine yayılan Aşkenazlar; sırasıyla Almanya, Fransa, İngiltere ve nihayetinde Doğu Avrupa topraklarına yerleşmişlerdir. İbranicede Almanya anlamına gelen Aşkenaz kelimesi, zamanla Orta ve Doğu Avrupa coğrafyasındaki Yahudi kimliğini tanımlayan genel bir terim haline gelmiştir. İslam dünyasındaki gelişmelere paralel olarak Aşkenazlar kendi dini ve hukuki önderliğini kurmuş, Mezopotamya akademilerine bağımlı kalmadan kendi kararlarını almaya başlamışlardır.
Musa bin Meymun ve Aşkenaz dünyasındaki etkileri
Endülüs düşünce dünyasının en önemli temsilcisi olan Musa bin Meymun, tıp, felsefe ve din hukuku alanlarında eserler vermiş bir bilgindir. Eserlerinin büyük kısmını Yahudi Arapçası ile yazan yazarın doğrudan İbranice kaleme aldığı tek büyük çalışması, dini hükümlerin sistematik bir derlemesi olan Mişne Tora adını taşır. Yazar, bu çalışmayı sadece Arapça konuşan değil, Aşkenaz dünyası dahil tüm Yahudilere ulaştırmak amacıyla İbranice yazmıştır. Mişne Tora, Yahudi hukukundaki tartışmaları tek bir neticeye bağlamayı amaçlayan oldukça iddialı bir çalışmadır. Yazar, bu hukuki rehberden sonra başka hiçbir tefsire veya kaynağa ihtiyaç kalmayacağını savunmuştur.
Ancak Musa bin Meymun’un bu iddialı yöntemi ve felsefeyi dini düşüncenin merkezine koyan yaklaşımı Aşkenaz dünyasında çok sert tepkilere yol açmıştır. Aşkenaz alimleri, yazarın hukuki derlemesinde kaynak belirtmemesini ve farklı görüşleri tamamen elemesini sert bir dille eleştirmişlerdir. This tepkiler öylesine büyümüştür ki, on üçüncü yüzyılda yazarın felsefi eseri olan Delaletü’l-Hairin’in Aşkenaz topraklarında yirmi beş yaşından küçükler tarafından okunması yasaklanmıştır. Aşkenaz alimleri, bu rasyonel felsefi yaklaşımın inancı zayıflatacağını savunmuştur.
Müslüman ve Hristiyan yönetimlerin azınlık politikaları
Orta çağda İslam ve Hristiyan yönetimlerinin azınlık olan Yahudi topluluklarına yönelik yaklaşımları teolojik temelde birbirinden tamamen ayrılmaktadır. İslam hukukunda gayrimüslim tebaa için uygulanan zımmi statüsü, yöneticilerin kişisel inisiyatifinden bağımsız, doğrudan kutsal metinlere dayanan hukuki bir koruma sözleşmesidir. Müslümanlar bu korumayı ilahi bir yükümlülük olarak görmüşlerdir. Yahudiler ve Hristiyanlar eşit haklara sahip olmasalar da can, mal ve din güvenlikleri anayasal bir güvenceye kavuşturulmuştur.
Hristiyan Avrupa dünyasındaki azınlık politikası ise Latince katlanmak anlamına gelen tolerans kavramı üzerine kurulmuştur. Hristiyan teolojisinde tolerans, özünde kötü ve günahkar kabul edilen bir duruma veya topluluğa, belirli pragmatik menfaatler karşılığında tahammül edilmesi anlamına gelir. Yahudilere yönelik bu tahammül, onlara tanınan hukuki bir haktan değil, egemen idarecilerin lütfundan ibarettir. Hristiyan otoriteler, Yahudileri geçmişteki ilahi seçilmişlikleri, kutsal metinleri korumuş olmaları ve gelecekte Hristiyanlığı kabul etme ihtimalleri nedeniyle tamamen yok etmek yerine hayatta tutmayı tercih etmişlerdir. Ancak bu durum, Aşkenaz dünyasındaki Yahudi varlığını her an kovulma, kısıtlama ve şiddet tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştır.
Sosyal ve ekonomik rollerin sınırlanması
Sefarad Yahudileri İslam dünyasında tıp, kuyumculuk, dericilik, devlet bürokrasisi ve ordu komutanlığı gibi çok geniş ve itibarlı alanlarda faaliyet gösterebilirken, Aşkenaz Yahudilerinin mesleki alanları Hristiyan yönetimler tarafından çok dar bir çerçeveye sıkıştırılmıştır. Avrupa’da Yahudilerin toprak sahibi olması ve tarımla uğraşması tamamen yasaklanmıştır. Sık sık sürgün edilme tehdidi altındaki bir topluluk için de toprağa bağlı meslekler büyük bir risk barındırmıştır. Bu durum Yahudileri, tıp gibi her coğrafyada geçerli olan saygın mesleklere veya her an yanlarında taşıyabilecekleri altın, zanaat ve ticaret işlerine yöneltmiştir.
Ekonomik alandaki en büyük kırılma ise faizli borç para verme işinde yaşanmıştır. Kutsal kitaptaki kardeşten faiz alınmayacağı yönündeki hükümlere dayanarak kilise, Hristiyanların birbirine faizle para vermesini kesinlikle yasaklamıştır. Ancak büyüyen ticaret ve feodal yapı içinde sıcak paraya duyulan ihtiyaç, faiz sistemini zorunlu kılmıştır. Hristiyan yöneticiler, bu günahkar kabul edilen işi kendi tebaasının yapması yerine tamamen Yahudilere devretmiştir. Sıcak parayı elinde tutan Yahudi tüccarlar, yerel prenslerin ve kralların borç kaynağı haline gelmiştir. Bu durum, borçlar ödenemez boyuta ulaştığında veya halk arasında ekonomik huzursuzluk çıktığında Yahudilerin toplu olarak kovulması veya katledilmesiyle sonuçlanan bir döngüye dönüşmüştür. İngiltere ve Fransa gibi krallıklar, Yahudileri topraklarından tamamen kovmadan önce tüm mal varlıklarına el koymuş, borçlar hafifledikten veya paraya sıkışıldıktan sonra onları yeniden davet etmişlerdir.
Dini şiddet, iftiralar ve veba salgını
On ikinci yüzyıldan itibaren Hristiyan dünyasında Yahudilere yönelik dini suçlamalar ve iftiralar kitlesel katliamlara zemin hazırlamıştır. Yahudiler her şeyden önce İsa’nın çarmıha gerilmesinden sorumlu tutulmuş ve Tanrı katili olarak damgalanmıştır. İngiltere’de başlayan ve daha sonra tüm Avrupa’ya yayılan ilk büyük iftira, ritüel cinayet ve kan suçlamasıdır. Bu iddiaya göre Yahudiler, özellikle hamursuz bayramı döneminde Hristiyan çocukları kaçırarak İsa’nın acılarını taklit eden törenlerle öldürüyor ve çocukların kanını tıbbi veya büyüsel amaçlarla kullanıyorlardı. Yahudi dini hukukunda kan tüketimi kesinlikle yasak olmasına rağmen bu iftira halk arasında büyük kabul görmüştür. Bir diğer suçlama ise kilisede kutsanan ekmeğin Yahudiler tarafından çalınarak İsa’yı yeniden incitmek amacıyla bıçaklandığı ve ekmekten kan aktığı yönündeki iddialardır.
Yahudi toplumunun kendi içindeki Purim Bayramı kutlamaları da bu iftiraları besleyen bir unsur olmuştur. Purim kutlamalarındaki karnaval havasında Yahudilerin aşırı içki içmesi ve temsil olarak Haman karakterini canlandıracak Hristiyan çocukları kiralamaları, sarhoşluğun etkisiyle yaşanan kazaların ritüel cinayet iftiralarına dönüştürülmesine yol açmıştır.
On dördüncü yüzyılın ortasında Avrupa nüfusunun büyük kısmını yok eden veba salgınında da Yahudiler günah keçisi ilan edilmiştir. Halk, salgının Yahudilerin su kuyularını zehirlemesi nedeniyle başladığına inanmış ve büyük katliamlar gerçekleştirmiştir. Bu süreçte Yahudilerin salgından daha az etkilenmesinin arkasındaki asıl neden, dini temizlik kurallarıdır. Hristiyan toplumunun hijyen kurallarından tamamen uzak yaşadığı, el yıkamayı ve banyo yapmayı günah saydığı bu dönemde Yahudiler; her yemekten önce el yıkama, gusül ve mikve gibi dini arınma ritüelleri sayesinde salgından korunabilmişlerdir. Ancak bu durum, onların büyücü ve zehirleyici olduğu yönündeki inancı daha da pekiştirmiştir.
Şehitlik teolojisi ve toplu intiharlar
Birinci Haçlı Seferi sırasında Rhineland bölgesindeki Aşkenaz toplulukları büyük bir şiddet dalgasıyla karşılaşmıştır. Haçlı ordularına katılan ve dini coşkuyla hareket eden kalabalıklar, kutsal topraklara gitmeden önce içlerindeki kafirleri temizleme iddiasıyla Yahudi mahallelerine saldırmıştır. Bu baskılar karşısında zorla vaftiz edilmeyi reddeden binlerce Yahudi, canlarını düşmanın eline bırakmak veya din değiştirmek yerine toplu olarak hayatlarına son vermeyi seçmiştir.
Yahudi hukukunda canı korumak her şeyden üstün tutulmasına rağmen bu dönemde ilk kez kitlesel bir şehitlik teolojisi geliştirilmiştir. Kutsal ismin yüceltilmesi anlamına gelen Kiduş Haşem kavramı çerçevesinde aile reisleri önce eşlerini ve çocuklarını öldürmüş, ardından kendilerini kurban etmişlerdir. Bu trajik ölümler, sinagoglarda okunan ve kurban ayinlerindeki kohenlere benzetilen dini şiirlerle anılarak kutsal bir boyuta taşınmıştır. Bu şehitlik ve azizlik kültü, Aşkenaz dünyasının en belirgin teolojik ve edebi kimliklerinden biri haline gelmiştir.
Aşkenaz dünyasında aile hukuku reformları
Aşkenaz Yahudilerinin Hristiyan toplumuyla yaşadığı yoğun kültürel etkileşim, aile hukukunda köklü reformların yapılmasına yol açmıştır. Bu alandaki en önemli kurucu figür olan Rabbi Gerşom ben Yehuda, çıkardığı fetvalarla Yahudi aile yapısını tamamen dönüştürmüştür. Rabbi Gerşom; Yahudi hukukunda erkeğe tanınan birden fazla kadınla evlenme hakkını tamamen yasaklamış ve tek eşlilik kuralını getirmiştir. Ayrıca, kadının rızası olmadan boşanmayı yasaklayarak tek taraflı boşanma hakkını sınırlandırmıştır.
Bu reformlar, Hristiyan Katolik dünyasındaki evlilik birliği ve tek eşlilik kurallarının Yahudi cemaati üzerindeki doğrudan etkisini göstermektedir. Benzer şekilde, Hristiyan dünyasında hoş karşılanmayan kuzen evlilikleri de Aşkenaz dünyasında terk edilmiş; buna karşın İslam coğrafyasındaki Yahudiler dayı ve yeğen evliliği gibi geleneksel pratikleri sürdürmüşlerdir.
Kültürel etkileşim ve korunma refleksi
Orta çağ boyunca iki toplum arasında yaşanan şiddet, Polemik ve husumet diline rağmen çok güçlü bir kültürel etkileşim de yaşanmıştır. Yahudiler ve Hristiyanlar ticaret hayatında, gündelik ilişkilerde ve hatta karışık evliliklerde bir arada var olmuşlardır. Bu yakınlaşmanın dini kimliği eriteceğinden korkan her iki tarafın din adamları, cemaatleri birbirinden ayırmak amacıyla sürekli kısıtlamalar getirmiştir. Hristiyan bayramlarında ticareti yasaklayan kurallar veya Yahudilerin kiliseye gitmesini engelleyen cezai yaptırımlar bu korunma refleksinin sonuçlarıdır. Aşkenaz dünyasındaki takvalı yaşam kurallarını içeren Sefer Hasidim gibi eserler, Yahudileri Hristiyanların kötü etkilerinden korumayı amaçlarken, aynı zamanda can güvenliğini tehlikeye atacak kışkırtıcı eylemlerden kaçınılması gerektiğini de öğütlemiştir. Sonuç olarak orta çağ Aşkenaz dünyası, yoğun bir teolojik çatışma ile kaçınılmaz bir kültürel ortak yaşamın iç içe geçtiği çok boyutlu bir tecrübe sahnesi olmuştur.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz