Modern dönemde Yahudi toplumları ve kimlik tartışmaları
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 10 dk
İçindekiler
Geleneksel ve modern Yahudi kimliği ayrımı
Yahudi toplumu orta çağ boyunca ve modern özgürleşme hareketlerine kadar geçen dönemde hukuki açıdan bir cemaat olarak tanımlanmıştır. Bu geleneksel yapıda Yahudiler üst otorite olan Hristiyan veya Müslüman yönetimler karşısında bireysel vatandaşlar olarak değil, kolektif bir cemaat tüzel kişiliğiyle muhatap kabul edilmiştir. Cemaat ile devlet arasındaki ilişkiler, dini ve siyasi liderler aracılığıyla yürütülmüştür. Bu dönemde bireysel bir Yahudi kimliği sorgulaması yaşanmamış, Yahudilik yaşayan bir gelenek olarak aile içinde anne babadan tevarüs edilmiştir. Geleneksel yapının merkezinde Yahudi şeriatının (halaka) pratik uygulamaları yer almıştır. Sıradan dindarlar dini kuralları doğrudan kitaplardan ziyade anne babalarından görerek pratik bir yaşam biçimi olarak benimsemişlerdir.
Modern dönemle birlikte bu geleneksel yapı köklü bir değişime uğramıştır. Yahudi aydınlanması (haskala) ve sömürgelerin özgürleşmesi (emansipasyon) süreçlerinde Avrupalı yönetimler, Yahudilerden geleneksel cemaat yapısını ve milli kimlik iddialarını bırakmalarını talep etmiştir. Yahudiliğin tıpkı Hristiyanlık gibi sadece vicdani bir inanç sistemine indirgenerek özel alana hapsedilmesi, kamusal alanda ise Yahudilerin eşit haklara sahip bireysel vatandaşlar olarak devlete bağlanması istenmiştir. Bu baskı karşısında Yahudiler kendi kimliklerini yeniden sorgulamak zorunda kalmışlardır. Yahudiliğin bir din mi, kültür mü, yoksa etnik bir aidiyet mi olduğu sorusu temel bir tartışma alanı haline gelmiştir. Geleneksel yapının bu modern şartlara uyum sağlayamaması, dinden kopuşları ve hristiyanlaşma eğilimlerini hızlandırmıştır. Bu çözülmeyi önlemek amacıyla ortaya çıkan reformist Yahudilik, kuralları çağın şartlarına göre yeniden yorumlayarak dinden kopan kitlelerin Yahudilik dairesi içinde kalmasını sağlamaya çalışmıştır. Buna karşılık muhafazakar bir refleksle değişime direnen gruplar ise daha sonra Ortodoks ve ultra-Ortodoks adıyla anılacak kapalı cemaat yapılarını oluşturmuşlardır. İslam dünyasının modernleşme sürecinde yaşanan dini canlılığın ve yorumlama kabiliyetinin kaybolmasıyla ortaya çıkan muhafazakar refleksler, Yahudi toplumundaki bu kutuplaşmayla büyük bir benzerlik göstermektedir.
Modern Yahudi oluşumları ve mezhepsel yapı
Modern dönemde yaşanan teolojik ve pratik kırılmalar, Yahudi cemaatini farklı ekollere ayırmıştır. Bu mezhepsel bölünmeler büyük ölçüde Avrupa kökenli Aşkenaz dünyasında şekillenmiştir. Sefarad (İspanya ve Portekiz kökenli) ve Mizrahi (Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkasya kökenli) Yahudi cemaatlerinde ise bu tür keskin mezhepsel ayrışmalar yaşanmamıştır. Bu topluluklarda katı şeriatçılık veya radikal sekülerleşme yerine, geleneği orta yolda sürdüren daha alımlı ve bütüncül bir dindarlık anlayışı egemen olmuştur.
Modern cemaatlerin ayrışma noktası sadece pratik şeriat kurallarını içeren halaka değil, aynı zamanda Yahudiliğin teolojik ve felsefi tanımını yapan agada literatürü olmuştur. Sinagog ibadetlerinin yapılış şekli, Şabat kurallarına bağlılık, kadınların cemaat içindeki konumu ve beslenme yasaları (koşer) gibi konular halaka ile ilgili görünse de arka planda Yahudiliğin ne olduğuna dair temel bir ideolojik ayrışma yatmaktadır. Bu doğrultuda şekillenen dört ana akım şunlardır:
Reformist Yahudilik, kuralların tarih boyunca değiştiğini savunarak ibadetleri Almanca gibi yerel dillerde yapmaya başlamış, org eşliğinde ayinler düzenlemiş ve kadın-erkek karışık oturma düzeni gibi köklü pratik değişiklikler getirmiştir.
Ortodoks Yahudilik, moderniteyi ve her türlü yeniliği bütünüyle reddederek geleneksel yapıyı aynen korumayı amaçlamıştır. Bu akım içinde yer alan ultra-Ortodoks (Haredi) gruplar tamamen içe kapalı bir yaşamı benimsemiştir.
Muhafazakar Yahudilik, reformistlerin aşırıya kaçtığını düşünen bir grubun ayrılmasıyla oluşmuş, değişimin tarihsel süreklilik ve cemaat konsensüsü içinde çok yavaş ve tedrici olması gerektiğini savunmuştur.
Modern Ortodoks (Neo-Ortodoks) akım, seküler eğitimi ve modern dış görünümü kabul ederken şeriata tavizsiz bağlı kalmayı ilke edinmiştir.
Yahudi kimliğinin hukuki ve teolojik tanımları
Geleneksel ve Ortodoks Yahudi hukukuna göre Yahudi kabul edilmenin temel şartı, bir Yahudi anneden doğmuş olmak veya Ortodoks otoritelerin onayladığı resmi bir ihtida sürecinden geçmektir. Bu anaerkil tanım, babanın kimliğine bakmaksızın annenin Yahudi olmasını yeterli görmektedir. Bu kuralın tarihsel kökenleri Roma dönemindeki asimilasyon süreçlerine, çocuğun annesinin tespit edilmesinin hukuki kolaylığına ve kutsal kitaptaki soyların seçilmişliği yorumlarına dayandırılmaktadır. Karaylar gibi bazı muhalif gruplar ise kutsal kitaptaki ataerkil şecereleri esas alarak Yahudiliğin babadan geçtiğini savunmuşlardır.
Reformist Yahudilik, bin dokuz yüz seksenli yıllardan itibaren babası Yahudi olan çocukları da Yahudi kimliği dairesine dahil ederek bu kuralı esnetmiştir. Ancak bu durum, cemaatler arasında derin bir hukuki bölünmeye yol açmıştır. Ortodoks otoriteler, reformist veya muhafazakar din adamlarının (rabbi) gerçekleştirdiği ihtida merasimlerini ve evlilikleri geçersiz saymaktadır. Bu hukuki uyuşmazlık, İsrail’deki Ortodoks resmi dini kurumlar ile Amerika Birleşik Devletleri’ndeki liberal Yahudi cemaatleri arasında sürekli bir çatışma konusu oluşturmaktadır.
Küresel Yahudi nüfusunun dağılımı ve demografik kaygılar
Dünya genelinde yaklaşık on beş milyon civarında bir Yahudi nüfusu bulunmaktadır. Bu nüfusun çok büyük bir kısmı Avrupa kökenli Aşkenaz Yahudilerinden oluşmaktadır. Sefarad Yahudilerinin sayısı ise bir buçuk milyon civarındadır. Yahudi nüfusunun azlığı ve karışık evlilikler nedeniyle asimile olma korkusu, cemaat liderleri ve yazarlar arasında sürekli bir demografik panik havası yaratmaktadır. Bu sebeple cemaatlerin evlilik, doğum, sekülerleşme ve göç oranları düzenli olarak istatistiki araştırmalarla takip edilmektedir.
Küresel nüfusun kıtalar arası dağılımı incelendiğinde, iki büyük merkezin öne çıktığı görülmektedir. Toplam nüfusun yüzde kırk beşi Asya kıtasında, yani neredeyse tamamen İsrail devletinde yaşamaktadır. Yüzde kırk dördü ise Amerika kıtasında, büyük oranda Amerika Birleşik Devletleri sınırları içinde yer almaktadır. Avrupa’daki Yahudi nüfusu İkinci Dünya Savaşı öncesinde küresel toplamın üçte ikisini oluştururken, günümüzde bu oran yüzde dokuza gerilemiştir. Geri kalan küçük dilim ise Afrika ve Pasifik bölgelerine dağılmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri Yahudi cemaati
Amerika Birleşik Devletleri’nde resmi olarak tanımlanan çekirdek Yahudi nüfusu beş virgül yedi milyon civarındadır. Ancak babası Yahudi olan veya kendisini kültürel olarak Yahudi hisseden kitleler de dahil edildiğinde bu sayı yedi milyonun üzerine çıkmaktadır. Amerika’daki cemaatin yapısı liberal ve seküler eğilimlerin baskınlığıyla öne çıkmaktadır. Cemaat içindeki mezhepsel dağılımda reformist Yahudilik yüzde otuz yedi ile en büyük grubu oluşturmaktadır. Geçmişte en güçlü cemaat olan muhafazakar Yahudiler yüzde on yediye gerileyerek ciddi oranda kan kaybetmiştir. Ortodoks Yahudilerin oranı ise yüzde dokuz civarındadır.
Son dönemde orta yolu temsil eden muhafazakar çizgi zayıflarken, cemaat iki uç kutba doğru kaymaktadır. Genç nesil arasında bir taraftan sekülerleşme hızla artarken, diğer taraftan yüksek doğum oranlarına sahip ultra-Ortodoks gruplar güç kazanmaktadır. Kendisini dini bir gruba ait görmeyen, Yahudiliği sadece kültürel ve etnik bir bağ olarak tanımlayan seküler Yahudilerin oranı yetişkinler arasında yüzde otuz ikiye ulaşmıştır. Bu grup içinde yer alan ve cemaatleşen hümanist Yahudiler, Tanrı inancına sahip olmayan, Yahudi tarihini ve ahlakını entelektüel düzeyde sahiplenen bir yapı sergilemektedir.
Amerikan Yahudi toplumu yüksek eğitim seviyesi ve iktisadi gücüyle dikkat çekmektedir. Her on Yahudiden altısı üniversite mezunudur ve doktora derecesine sahip olanların oranı genel Amerikan ortalamasının üç katıdır. Siyasi eğilimlerinde ise Yahudilerin yüzde yetmiş biri Demokrat Parti’yi desteklemektedir. Bu destek özellikle seküler ve reformist çevrelerde çok güçlüdür. Buna karşılık şeriata bağlı dindar Ortodoks Yahudilerin yüzde yetmiş beşi Cumhuriyetçi Parti’yi ve Trump politikalarını desteklemektedir. Bu siyasi tercih, Trump yönetiminin Kudüs’ün başkent olarak tanınması gibi İsrail merkezli dış politikalarından kaynaklanmaktadır.
Amerikan Yahudi kimliğinde antisemitizm ve Holokost hafızası
Amerikan Yahudilerinin dini pratiklerle olan bağları zayıflarken, kimliklerini ayakta tutan en güçlü teolojik ve sosyal bağ Holokost hafızası haline gelmiştir. Yapılan anketlerde Yahudiler, kimliklerinin en belirleyici unsuru olarak sinagog ibadetini veya şeriat kurallarını değil, Holokost’un hatırlanmasını göstermektedir. Dini inancın yerini alan bu kolektif acı hafızası, cemaat içindeki bazı yazarlar tarafından Holokost’un adeta yeni bir Tanrı haline getirilmesi olarak eleştirilmektedir. Holokost hafızası, sekülerleşen genç nesillerin cemaat aidiyetini korumak ve asimilasyonu önlemek için işlevsel bir araç olarak kullanılmaktadır. Norman Finkelstein gibi yazarlar bu durumu Holokost’un endüstrileşmesi ve siyasi amaçlar için istismar edilmesi olarak nitelendirmektedir.
Antisemitizm korkusu da bu aidiyeti diri tutan bir diğer etkendir. Trump döneminde sinagoglara yönelik saldırılarla yükselen antisemitizm, Yahudiler arasında derin bir güvenlik endişesi yaratmıştır. Tarih boyunca Yahudi kimliğini koruyan asıl unsurun dış baskılar ve antisemitizm olduğu savunulmaktadır. Dış baskıların tamamen kalktığı ve Yahudilerin büyük bir sevgiyle kabul edildiği Amerikan toplumundaki yüksek karışık evlilik oranları (yüzde kırk dörde ulaşmıştır), asimilasyon kaygısını en üst düzeye çıkarmıştır.
Bu asimilasyon korkusu, kutsal kitaptaki Yakup ve Esav hikayesi üzerinden teolojik olarak açıklanmaktadır. Yakup ve Esav’ın yıllar sonra buluştuğunda öpüşmelerini içeren sahne, Rabbani tefsirlerde öpme ve ısırma kelimelerinin harf benzerliğine dikkat çekilerek yorumlanmıştır. Bu yoruma göre Esav’ın (Avrupa’nın/Hristiyan dünyasının) İsrail’i öpmesi aslında gizli bir ısırmadır. Yani dışlanma ve baskı (ısırma) Yahudi kimliğini fiziki olarak hırpalasa da hayatta tutarken, aşırı sevgi ve kabul görme (öpme) Yahudileri asimile ederek kimliklerini tamamen yok etmektedir. Dolayısıyla antisemitizmin varlığı, Yahudi cemaatinin sınırlarını koruyan asimetrik bir güç görevi görmektedir.
İsrail devleti Yahudi toplumu ve demografik dengeler
İsrail sınırları içinde yaşayan Yahudi nüfusu altı virgül altı milyondur. Bu sayı genel nüfus içinde artış gösterse de yüksek doğum oranlarına sahip Arap nüfus karşısında Yahudilerin genel nüfusa oranı gerilemektedir. İki bin on beş yılında yüzde seksen bir olan Yahudi oranı, günümüzde yüzde yetmiş dört virgül altıya düşmüştür. Sınırlar ve yerleşim yerleri açısından bakıldığında, Yahudi nüfusunun altı milyonu bin dokuz yüz atmış yedi öncesi sınırlarda yaşamaktadır. Geri kalan altı yüz altmış beş bin kişi ise uluslararası hukuka göre illegal kabul edilen yerleşim yerlerinde ikamet etmektedir. Bu yerleşimcilerin iki yüz yirmi bir bini Doğu Kudüs’te, yirmi üç bini Golan Tepeleri’nde, dört yüz on dokuz bini ise Batı Şeria’da yerleşiktir. Devlet, bu tartışmalı bölgelerdeki Yahudi varlığını artırmak amacıyla ucuz konut, düşük vergi ve iktisadi teşvikler sağlayarak seküler veya dindar ayrımı gözetmeksizin geniş kitleleri buralara göç etmeye özendirmektedir.
İsrail Yahudi toplumu dini hassasiyetleri ve yaşam tarzları açısından dört ana gruba ayrılmaktadır:
Hiloni (seküler) grup, nüfusun yüzde kırk dokuzunu oluşturmaktadır ve dinle bağları zayıftır.
Masorti (geleneksel) grup, yüzde yirmi dokuzluk bir orana sahiptir. Büyük ölçüde Sefarad ve Mizrahi kökenlilerden oluşan bu grup, katı kurallara bağlı kalmaksızın geleneksel Yahudi ritüellerini sürdürmektedir.
Dati (dindar) grup, yüzde on üçlük bir orana sahip olup modern Ortodoks çizgiyi temsil etmektedir.
Haredi (ultra-Ortodoks) grup, nüfusun yüzde dokuzunu oluşturmakta ve katı şeriat kurallarına göre yaşamaktadır.
Haredi yaşam tarzı ve iç dinamikler
Haredi cemaati, modern dünyadan ve seküler eğitim sisteminden tamamen uzak, kendi mahallelerinde gönüllü bir getto hayatı yaşamaktadır. Haredi erkekleri askeri hizmetten muaf tutulmakta ve ömürlerini devletten aldıkları yardımlarla yesivalarda Tevrat eğitimi alarak geçirmektedir. Bu durum seküler kesim ile Harediler arasında derin bir toplumsal huzursuzluğa yol açmaktadır. İktisadi sıkıntıları aşmak amacıyla, Haredi kadınlarının seküler eğitim alarak öğretmenlik veya muhasebe gibi mesleklerde çalışması ve evin geçimini üstlenmesi yaygın bir uygulamadır.
Haredi cemaatinin içe kapalı yapısına karşılık, Chabad (Habat) gibi bazı tasavvufi (hasidik) gruplar dışa açık bir tarz benimsemiştir. Chabad hareketi, dindar olmayan seküler Yahudileri yeniden Ortodoks çizgiye çekmek amacıyla küresel düzeyde iç misyonerlik faaliyetleri yürütmektedir. Bu hareket sosyal medyayı, dijital ağları ve kitle iletişim araçlarını çok etkin bir şekilde kullanmaktadır. Chabad’ın bu örgütlü yapısı, Türkiye’deki küçük Aşkenaz cemaatinin yönetiminde de etkili olmuş ve Türkiye aşkenaz cemaatinin başına Chabad kökenli bir hahamın gelmesiyle sonuçlanmıştır.
İsrail’de dini devlet tartışmaları ve pratik ibadetler
İsrail’de din ile devlet işlerinin sınırları sürekli bir gerilim konusudur. Seküler Yahudilerin yüzde doksanı Yahudi şeriatının resmi devlet hukuku olmasına kesinlikle karşı çıkmaktadır. Buna karşılık Haredilerin yüzde seksen altısı şeriat düzenini desteklemektedir. Bir diğer büyük sivil çatışma konusu, Ağlama Duvarı’nda kadınların erkeklerden bağımsız olarak yüksek sesle ibadet etme mücadelesidir. Bu talep liberal Amerikan cemaatlerince desteklenirken, İsrail’deki muhafazakar Ortodoks çevreler tarafından sert bir şekilde reddedilmektedir.
Dini pratiklerin uygulanmasında ise ilginç tezatlar göze çarpmaktadır. İsrail Yahudilerinin yüzde yetmiş altısı günlük dua ritüellerini yerine getirmemektedir. Ancak en kutsal gün kabul edilen Yom Kippur kefaret gününde seküler Yahudilerin yüzde otuzu, geleneksel Yahudilerin ise yüzde seksen üçü oruç tutmaktadır. Mısır’dan kurtuluşu simgeleyen Pesah bayramı akşam yemeğine (Seder) katılım oranı sekülerler arasında bile yüzde seksen yediye ulaşmaktadır. Bu durum, dini bayramların inanç boyutundan ziyade ulusal, kültürel ve ailevi birer gelenek olarak sahiplenildiğini göstermektedir.
Siyasi alanda ise İsrail Yahudi toplumu hızla sağa ve milliyetçi çizgiye kaymaktadır. Nüfusun yüzde otuz yedisi kendisini doğrudan sağcı, yüzde elli beşi merkezci, sadece yüzde sekizi ise solcu olarak tanımlamaktadır. Sol düşünce ülkede marjinalleşmiştir. Bu milliyetçi yükselişin en radikal yansıması, Arap nüfusun ülkeden tamamen çıkarılmasını veya transfer edilmesini savunanların oranının yüzde kırk sekize ulaşmış olmasıdır. Bu görüş dindar ve muhafazakar çevrelerde çok daha yüksek oranlarla desteklenmektedir. Siyasi partiler de bu demografik ve dini kırılmalara göre şekillenmektedir. Şas (Sefarad Ortodoks), Birleşik Tevrat Yahudiliği (Aşkenaz Ortodoks), Likud (muhafazakar sağ) ve Yamina (dindar milliyetçi) gibi partiler ülkedeki siyasi iktidarı ve ittifakları belirlemektedir.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz