İçeriğe geç
Yahudilik Tarihi

Erken modern dönemde Yahudi tarihi ve dini yönelimler

Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 9 dk

İçindekiler

Osmanlı coğrafyasında Yahudi toplumsal yaşamı ve yönetim politikaları

Yahudi tarihinin yaklaşık dört bin yıllık geçmişi, özellikle sürgün döneminde iki bin yıl boyunca dünyanın çok farklı bölgelerine yayılan zengin bir tecrübeyi barındırır. Erken modern dönem ele alındığında, bu tarihi yönlendiren ve birbirine paralel gelişen iki büyük Yahudi cemaati öne çıkar: Osmanlı Yahudileri ve Polonya Yahudileri. On dördüncü ve on beşinci yüzyıllardan itibaren şekillenen bu iki topluluk, dönemlerinde dünyadaki en kalabalık ve güçlü Yahudi nüfusuna ev sahipliği yapmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu ve Polonya Krallığı, azınlık politikaları açısından benzer müsamahakar özellikler sergilemiştir. Katolik Avrupa dünyasında Yahudilere yönelik dinsel baskıların, zorla din değiştirme zorlamalarının ve engizisyon mahkemelerinin kurulduğu bu çağda, her iki yönetim de dini ve etnik farklılıkları tolere eden bir siyaset izlemiştir. Polonya, Katolik bir krallık olmasına rağmen o dönem diğer Hristiyan ülkelerine kıyasla oldukça serbest bir ortam sunmuştur.

Osmanlı coğrafyasındaki Yahudi varlığı Antakya, Ege bölgesi ve imparatorluğun ilk başkenti Bursa gibi şehirlerde çok eskilere dayansa da, asıl büyük ve kalıcı yerleşim Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden sonra uyguladığı iskan politikasıyla başlamıştır. Bu nüfus hareketliliği, on beşinci yüzyılın sonunda İspanya ve Portekiz’den sürülen Sefarad Yahudilerinin gelişiyle en üst seviyeye ulaşmıştır. İber Yarımadası’ndaki engizisyon baskıları nedeniyle bazı Yahudiler görünüşte Hristiyanlığı kabul edip gizlice kendi inançlarını sürdürmüşlerdir. Bu toplulukları tanımlamak için converso, marrano veya Kripto Yahudi gibi terimler kullanılmıştır. Marrano kelimesinin kökenine dair İspanyolca domuz anlamına geldiği yönündeki yaygın aşağılayıcı açıklamaların yanı sıra; kelimenin haram (mahrem) sözcüğünden türediğini, Arapça iki yüzlü anlamına gelen murayi kelimesine dayandığını veya yabancı anlamına gelen baran ya da barane kelimelerinden dönüştüğünü savunan farklı görüşler de mevcuttur. Bu göçmenlerin bir kısmı İtalya, Hamburg, Amsterdam ve Londra gibi Avrupa şehirlerine yerleşirken, çok büyük bir kısmı Osmanlı topraklarına sığınmıştır.

Osmanlı idaresinde Yahudiler, millet sistemi çerçevesinde kendi iç işlerinde bağımsız cemaatler olarak örgütlenmişlerdir. Can ve mal emniyetlerinin sağlanması karşılığında vergi ödeyen ve ehli zimmet statüsünde olan bu tebaanın beklentileri, inançlarını serbestçe yaşayabilmek ve kültürel varlıklarını sürdürebilmek olmuştur. Osmanlı yönetimi bu imkanları geniş ölçüde sağlamıştır.

Sefarad Yahudileri, günlük hayatlarında Ladino adı verilen Yahudi İspanyolcasını konuşmuşlardır. Matbaayı Osmanlı topraklarına ilk kez getiren bu topluluk, 1493 yılından itibaren İstanbul’da basım faaliyetlerine başlamıştır. Ladino dilinde sadece konuşma değil, zengin bir yayın ve matbuat kültürü de gelişmiştir. Bu dönemde basılan iki önemli eser Yahudi şeriatı ve kültürü açısından belirleyici olmuştur:

Yusuf Karo tarafından yazılan Şulhan Aruh, fıkhi kuralları sistematik hale getiren ve Sefarad uygulamalarını esas alan bir şeriat kılavuzudur. Daha sonra Polonyalı bir Aşkenaz alimi olan Musa Isserles, Aşkenaz cemaatinin geleneklerini de bu kitaba ekleyerek eseri tüm Yahudiler için ortak bir başvuru kaynağı haline getirmiştir.

Yakup Kuli tarafından 1730 yılında yazılmaya başlanan ve kendisinin vefatından sonra diğer alimler tarafından bir asır boyunca sürdürülerek 13 cilde ulaştırılan Me’am Loez, Ladino dilinde kaleme alınmış devasa bir halk tefsiri ve antolojisidir. Yabancı dilde konuşan veya güçlü halk anlamına gelen bu eser, sıradan insanların anlayabileceği sade bir dille fıkhi kuralları, ahlaki öğütleri ve menkıbeleri bir araya getirmiştir. Sefarad ailelerinin başucu kitabı haline gelen bu çalışma, Osmanlı Müslümanları arasında yaygın olan mızraklı ilmihal kitaplarıyla benzer bir toplumsal işlev görmültür.

Osmanlı Yahudileri tıp, ticaret, matbaacılık, dericilik ve şarap ticareti gibi alanlarda geniş bir mesleki çeşitlilik göstermişlerdir. Ayrıca bankacılık, elçilik, padişah danışmanlığı ve eyalet meclisi üyelikleri gibi üst düzey idari ve siyasi görevlerde de bulunmuşlardır. Saray bürokrasisinde ve ekonomide Grasya Mendes Nasi gibi güçlü kadın figürlerin yanı sıra saray kadınlarının danışmanlığını yapan ve kira unvanıyla bilinen Ester Kira gibi Yahudi kadınlar da etkili olmuştur. Ancak Ester Kira, karıştığı saray entrikaları nedeniyle trajik bir şekilde hayatını kaybetmiştir.

Toplumsal ilişkiler açısından Yahudiler genellikle Müslüman mahallelerine yakın yaşamayı tercih etmişlerdir. Bunun en önemli sebebi, Rum ve Ermeni topluluklarıyla yaşanan ekonomik rekabet ile Hristiyanlar arasında yaygın olan ritüel cinayet ve kan iftirası suçlamalarının yarattığı gerilimlerdir. Osmanlı arşivlerindeki davalar da Yahudilerin daha çok Hristiyan tebaayla hukuki sorunlar yaşadığını göstermektedir. Can ve mal güvenliği, padişahların tahta geçtiklerinde yeniledikleri adalet ve koruma fermanlarıyla güvence altında tutulmuştur.

Osmanlı topraklarındaki en önemli Yahudi merkezleri; en yoğun Yahudi nüfusuna sahip olan Selanik, imparatorluk başkenti İstanbul ve mistik bir merkez olarak öne çıkan Saffet şehri olmuştur. Ayrıca Kudüs, Şam, Kahire, Edirne, Kırklareli ve İzmir de önemli toplulukları barındırmıştır. İspanya’dan göç eden Sefaradlar, kabalist düşünce sistemini Saffet şehrine taşımış ve burayı dünyadaki en önemli tasavvufi merkez haline getirmişlerdir.

Sabatay Sevi ve Osmanlı Yahudi toplumunda yaşanan mesihlik krizi

On yedinci yüzyılda Osmanlı Yahudi toplumu içinde başlayan ve dalga dalga tüm Avrupa cemaatlerine yayılan sabatist hareket, tarih boyunca yaşanan en sarsıcı mesihlik krizlerinden biridir. Hareketin merkezindeki şahsiyet olan Sabatay Sevi, İzmir doğumlu bir Yahudidir. Kökeninin Aşkenaz olduğuna dair güçlü görüşler bulunan Sevi, İzmir yeşivalarında hahamlardan çok iyi bir Tevrat, şeriat ve kabala eğitimi almış ve henüz 18 yaşındayken hahamlık icazeti elde etmiştir.

Sabatay Sevi, melankolik ve bipolar bir mizaç yapısına sahiptir. Dönem dönem insanlardan kaçarak yalnızlığı tercih eden ve mevcut tavırlar sergileyen Sevi, aynı zamanda son derece güzel bir sese, etkileyici ilahi söyleme yeteneğine ve karizmatik bir kişiliğe sahiptir. Tanrı’nın telaffuz edilmesi kesinlikle yasak olan dört harfli ismini aleni olarak zikretmesiyle ilk kez şeriat dışı eylemlere başlamıştır. İlk mesihlik iddiaları 1648 yılına kadar gitse de, asıl çıkışı 1665 yılında gerçekleşmiştir.

Bu hareketin küresel bir boyuta ulaşmasında en önemli etken Gazzeli Nathan olmuştur. Kendisini peygamber olarak tanıtan bu mistik şifacı, Sabatay Sevi’yi muayene ettikten sonra onun bir hasta olmadığını, aksine beklenen gerçek mesih olduğunu ilan etmiştir. Nathan, mesihliği kanıtlamak amacıyla eski bir alime atfettiği ancak kendisinin yazdığı düşünülen apokrif bir kehanet kitabını ortaya koymuştur. Nathan’ın mektupları ve elçileri vasıtasıyla mesihlik haberi tüm dünyadaki Yahudi cemaatlerine süratle yayılmıştır.

İzmir’deki geleneksel hahamlar tarafından şehirden uzaklaştırılan Sabatay Sevi; Selanik, Atina, Kahire ve Kudüs gibi merkezleri dolaşmıştır. Mısır’da cemaat liderinin finansal ve manevi desteğini almıştır. Hayatında dört evlilik yapmış, ilk ikisi kocalık vazifelerini yerine getirmediği gerekçesiyle kısa sürede boşanmayla sonuçlanmıştır.

İzmir’e geri döndüğünde taraftarlarıyla birlikte sinagogları basmış ve muhalif din adamlarını tehdit etmiştir. Sinagog baskınında Şabat kurallarını ihlal ederek kapıyı baltayla kırmış, el yazması kutsal rulolar yerine basılmış Tevrat kitaplarını okutmuştur. Kadınları ve Levileri geleneksel sıranın dışına çıkararak Tevrat okumaya çağırmıştır. Amira unvanını kullanan Sevi, mesih çağının başlamasıyla birlikte eski şeriat hükümlerinin artık geçersiz olduğunu ve bazı yasakların çiğnenebileceğini savunmuştur.

İstanbul’a gelerek Osmanlı padişahından tahtı devralacağını iddia etmesi üzerine devlet yetkilileri harekete geçmiş ve Sevi tutuklanmıştır. Divan-ı Hümayun’da yapılan sorgusunda mesihlik iddialarını reddetmiş ve kendisine sunulan ölüm cezası veya İslam’ı kabul etme seçenekleri karşısında Müslüman olduğunu açıklamıştır. Aziz Mehmed Efendi adını alan Sevi’ye saraydan maaş bağlanmıştır.

Sabatay Sevi’nin Müslüman olması, ona inanan binlerce Yahudi arasında büyük bir şok ve hayal kırıklığı yaratmıştır. Bir kısım taraftarı onunla birlikte görünüşte İslam’a geçmiş ve bu topluluk Osmanlı’da dönme veya avdeti olarak adlandırılmıştır. Gizlice Yahudi inançlarını sürdürmüşlerdir. Bu cemaat zamanla Kapancılar, Yakubiler ve Karakaşlar olmak üzere üç kola ayrılmıştır. Karakaşlar grubu, mesihin ikinci gelişini hızlandırmak amacıyla şeriat kurallarını radikal bir şekilde çiğneme ve günah işleme doktrinini benimseyen uç bir mistik yapı geliştirmiştir. Sevi ise gizli faaliyetlerinin devam ettiğinin anlaşılması üzerine Arnavutluk sınırındaki Ülgün şehrine sürgün edilmiş ve orada ölmüştür.

Sabatist hareketin bu kadar hızlı taraftar toplamasının arkasında yatan en önemli teolojik neden, Saffet merkezli gelişen yeni kabala (Luryan Kabala) anlayışıdır. İspanyol kabalasının teorik yaratılış ve sefirot (ilahi tecelliler) teorisine karşılık, Saffet kabalası tamamen sürgün, kötülük ve kurtuluş üzerine odaklanmıştır. Bu doktrindeki tsimtsum (Tanrı’nın geri çekilmesi), şevirat ha-kelim (kapların kırılması) ve tikun (dünyanın restorasyonu) kavramları, Sabatay’ın eylemlerine teolojik zemin yapılmıştır. Gazzeli Nathan, mesihin Müslüman olmasını, kapların kırılmasıyla dünyaya saçılan ilahi nur parçacıklarını karanlık dünyadan (İslam dünyasından) toplayıp tikun sürecini tamamlamak için yapılmış gizli bir görev olarak açıklamıştır. Ayrıca matbaanın yaygınlaşması da haberlerin hızla yayılmasını kolaylaştırmıştır.

Polonya’daki arenda sistemi ve Kazak isyanının sarsıntıları

Polonya Krallığı, ekonomik gereksinimler doğrultusunda Batı Avrupa’dan sürülen Yahudilere kapılarını açmıştır. Yahudiler burada Polonya kültürüne karışmadan, kendi aralarında Yidiş dilini konuşarak oldukça izole bir hayat sürmüşlerdir.

Polonya’da soylu sınıfının oran olarak çok yüksek olması ve geniş tarım arazilerine sahip olması nedeniyle arenda adı verilen bir mülk idaresi sistemi kurulmuştur. Soylular, Ukraynalı Ortodoks köylülerin yaşadığı toprakların vergi toplama, değirmen işletme ve şarap üretim tekelini Yahudilere kiralamışlardır. Hristiyan köylüler ibadet etmek için kiliselerini açtıklarında bile anahtarı elinde tutan Yahudi vergi memuruna aidat ödemek zorunda kalmışlardır. Bu ekonomik yapı, Yahudileri köylüler nezdinde nefret edilen birer aracı ve günah keçisi konumuna getirmiştir.

Bu toplumsal gerilim, 1648 yılında Ukraynalı Kazak lideri Bohdan Chmielnicki önderliğinde patlak veren büyük Kazak İsyanı ile patlamıştır. Kazaklar, Leh soylularına ve onların aracıları olarak gördükleri Yahudilere karşı büyük bir katliam başlatmıştır. İki yıl süren bu vahşet ortamında binlerce Yahudi katledilmiştir. Bu büyük trajedi, tıpkı mesih inancının doğum sancıları teorisinde olduğu gibi, Yahudi toplumunda acil kurtuluş ve mesih beklentisini zirveye taşımıştır.

Hasidilik akımının doğuşu ve geleneksel Rabbani yapı ile mücadele

Kazak katliamlarının yarattığı yıkım ve manevi çöküş ortamında, on sekizinci yüzyılda Polonya ve Ukrayna sınırındaki Podolya bölgesinde Hasidilik hareketi doğmuştur. Hareketin kurucusu, halk arasında Baal Şem Tov (iyi isim sahibi) lakabıyla bilinen İsrail ben Eliezer’dir.

Baal Şem Tov, klasik yeşiva eğitimi almamış, halktan ve mütevazi bir şahsiyettir. Pratik kabala yöntemlerini kullanarak muskalar yazan, şifacı ve bağşem olarak tanınmıştır. Geleneksel Yahudilikte en yüksek unvan olan alim olma kriterlerine sahip olmamasına rağmen, karizmatik ve mistik kişiliğiyle halkı etkilemiştir.

Hasidilik, elitist Rabbani Yahudiliğe karşı popülist bir manevi başkaldırı olarak şekillenmiştir. Litvanya merkezli klasik Rabbani gelenek (önderliğini Vilna Gaon’un yaptığı Mitnagdim grubu), Yahudiliğin yegane amacının entelektüel Tevrat çalışması olduğunu savunurken; Hasidiler ibadette coşkuyu, cezbe halini, dans etmeyi, ilahiler söylemeyi ve hatta içki içmeyi savunmuşlardır. İbadet sırasında öne arkaya sallanma geleneği de Hasidilerle yaygınlaşmıştır.

Hasidilikte kuralların kuru kuruya uygulanması yerine, sıradan insanların günlük hayattaki her eyleminin aslında dünyanın tamiri sürecine hizmet eden manevi bir değer taşıdığı savunulmuştur. Baal Şem Tov, “kötü komşudan uzak dur” şeriat öğüdünü, “kötü komşudan uzak duran kötüdür; ne olursa olsun komşunu sev” şeklinde yorumlayarak insani bir yaklaşım sergilemiştir.

Hasidilik, Tzadik (Rebbe) adı verilen karizmatik ve mistik liderler etrafında teşkilatlanmıştır. This liderlik zamanla babadan oğula geçen bir hanedan yapısına dönüşmüştür. Hasidiler kendi sinagoglarını ve hayvan kesim usullerini kurarak Rabbani otoriteden ayrışmışlardır. Bu durum geleneksel rabbiler tarafından aforoz fermanlarıyla cezalandırılmak istense de, on dokuzuncu yüzyılda Haskala (Yahudi Aydınlanması) tehlikesi ortaya çıkınca her iki grup aralarındaki düşmanlığı sonlandırıp modernleşmeye karşı ortak bir cephe oluşturmuşlardır.

Sefarad ve Aşkenaz dini üslup farkları

Sefarad ve Aşkenaz topluluklarının yaşadıkları coğrafi ve siyasi şartlar, onların dini reflekslerini ve modernleşme karşısındaki duruşlarını da belirlemiştir.

Sefarad Yahudileri, İslam medeniyetiyle olan yoğun kültürel ve felsefi etkileşimleri sayesinde daha esnek ve mutedil bir Yahudilik üslubu geliştirmişlerdir. Cemaat içinde sekülerler ve dindarlar şeklinde keskin bir kutuplaşma yaşanmamıştır. Şeriat kurallarını katı bir yaptırımlar bütünü olarak görmek yerine, kimliği bir arada tutan organik bir kültürel miras olarak kabul etmişlerdir. İnanç boyutunu pratik kuralların önüne koyarak daha kapsayıcı bir cemaat yapısı kurmuşlardır.

Buna karşılık Aşkenaz dünyası, Hristiyan dünyasındaki ağır dışlanma ve baskıların etkisiyle çok daha reaktif, savunmacı ve kutuplara ayrılan bir yapı sergilemiştir. Bu gerilim, modern dönemde cemaatin bir ucunda aşırı dogmatik Ortodoksluğun, diğer ucunda ise dinden tamamen uzaklaşan radikal sekülerleşme hareketlerinin doğmasına yol açmıştır.

Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.

Yorum yaz

Yorum yaz