2026 KPSS ve AGS Coğrafya Ders Notları: Türkiye’de Nüfus, Yerleşme ve Hayvancılık
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 8 dk
Bu ders notu, Türkiye’de nüfusun dağılışı, nüfus politikaları, kırsal yerleşmeler ve hayvancılık faaliyetlerini neden-sonuç ilişkileriyle sistematik olarak ele almaktadır.
İçindekiler
BÖLÜM 1: TÜRKİYE’DE NÜFUS VE YERLEŞME
1. Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler
Türkiye’de nüfusun dağılışı doğal (iklim, yer şekilleri) ve beşeri (tarım, sanayi vb.) faktörlere bağlıdır.
- Doğal Faktörlerin Etkisi: Hakkari, Yıldız Dağları, Menteşe Yöresi ve Teke/Taşeli platoları gibi alanlarda nüfusun az olmasının temel nedeni arazinin dağlık ve engebeli (yer şekilleri) olmasıdır. Ancak Güneydoğu Anadolu’da (Şanlıurfa-Mardin hattı) arazi düz olmasına rağmen nüfusun az olmasının temel nedeni **yağış azlığı ve su yetersizliği (kuraklık)**dir. Türkiye’de enlemin (örneğin 36. enlemden 38. enleme gitme isteğinin) nüfus dağılışı üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur.
- Beşeri Faktörlerin Etkisi: Ulaşım, endüstri, ticaret ve tarım nüfusu doğrudan çeken unsurlardır. Ancak Enerji Üretim Merkezleri (hidroelektrik santralleri/barajlar veya termik santraller) nüfus dağılışı üzerinde en az etkiye sahip beşeri faktörlerdir. Elektriğin üretildiği baraj etrafında yoğun nüfusa ihtiyaç yoktur; asıl nüfuslanma, elektriğin tüketildiği ve iş imkanlarının olduğu sanayi merkezlerinde gerçekleşir.
2. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu
Tarımsal nüfus yoğunluğu, tarımla uğraşan işçi sayısının tarım alanlarına bölünmesiyle bulunur. Arazinin eğim durumuna göre şekillenir:
- Konya, Karaman, Edirne ve Şanlıurfa gibi yer şekillerinin düz, tarım alanlarının geniş olduğu mekanlarda tarımsal nüfus yoğunluğu azdır.
- Hakkari, Kuzey Anadolu Dağları (Erzurum çevresi), Ilgaz Dağları ve Akdeniz’deki Teke ve Taşeli yöresi gibi arazinin dağlık, tarım alanlarının dar olduğu yerlerde tarımsal nüfus yoğunluğu fazladır. (Not: Akdeniz Bölgesi sadece düz Çukurova’dan ibaret değildir; dağlık alanları nedeniyle tarımsal yoğunluğun fazla olduğu yerleri de barındırır).
3. Nüfus Politikaları, Tarihsel Süreç ve Grafikler
- 1927 - 1960/65 Dönemi (Nüfusu Artırma Politikası): Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, savaş kayıplarını telafi etmek ve ülkenin kalkınması için iş gücüne ihtiyaç duyulduğundan nüfus artışını teşvik eden politikalar uygulanmıştır. 6 çocuk yapana tarla verilmesi, erkek çocuğu olanlara altın madalya takılması gibi teşvikler getirilmiştir. Bu istikrarlı artış döneminde, İkinci Dünya Savaşı’nın dolaylı etkilerinden dolayı 1945 yılı, nüfus artış hızının aniden düştüğü en belirgin tarihtir.
- 1965 - 1980 Dönemi (Nüfus Planlaması): 1960’lı yıllarla birlikte artan nüfusun niteliğini iyileştirmek ve artış hızını kontrol altına almak amacıyla Nüfus Planlama Kanunu çıkarılmış, artışı teşvik eden yasal yükümlülükler kaldırılmıştır. Bu dönemde işsizliği dengelemek için Almanya başta olmak üzere yurt dışına işçi göçleri özendirilmiştir. 1985 sonrasında ise Türkiye’de nüfus artış hızında genel bir azalma eğilimi başlamıştır.
- Nüfus Artış Hızı ve Miktarı Kuralları: Nüfus artış grafiğinde oranlar yıllara göre dalgalansa da, artış hızı sıfırın altına düşmediği sürece Türkiye’nin toplam nüfus miktarı sürekli olarak artar. Bu nedenle bir grafikte (örneğin 1927-2009) nüfus miktarının en fazla olduğu yıl, daima zaman çizelgesindeki en son yıldır. Cumhuriyet tarihinin en düşük nüfus artış hızı ise 2023 yılında görülmüştür.
4. Demografik Yapı ve Sektörel Dağılım
- Yaş Grupları: Türkiye nüfusunun yaş gruplarına dağılımında en büyük payı 15-64 yaş arası olgun (aktif) nüfus oluşturur.
- Cinsiyet: Toplam nüfus içinde erkeklerin sayısı kadınlardan fazladır; ancak 65 yaş ve üstü (yaşlı) grupta kadınların sayısı erkekleri geçmektedir.
- Kent-Kır Oranı: Türkiye nüfusunun %93,6 gibi çok büyük bir oranı kentlerde, geri kalanı kırsalda yaşamaktadır.
- Sektörel Dağılım: Aktif nüfusun en fazla istihdam edildiği alan, doktor ve öğretmen gibi mesleklerin yer aldığı Hizmet (3. Sektör) koludur. Bunu sırasıyla inşaatçı/mühendislerin yer aldığı Sanayi (2. Sektör) ve çiftçilerin yer aldığı Tarım (1. Sektör) takip eder. (Üst düzey yöneticiler/CEO’lar ise 5. Sektör grubundadır).
5. Göçler: İtici Faktörler, Türleri ve Çözüm Yolları
- Göçün Nedenleri (İtici Faktörler): Erozyon sonucu toprakların verimsizleşmesi, tarımda makineleşmenin iş gücü ihtiyacını bitirmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kırsalda aksaması insanları göçe zorlayan itici faktörlerdir. Şehirlerin sunduğu yüksek yaşam standardı ise çekici faktördür.
- Göçü Önleme Yolu: Kırsaldan kente göçü durdurabilmek için kırsalda üretimi, verimi ve geliri artıran modern besi hayvancılığının yaygınlaştırılması gerekir; bu durum köylüye ekonomik güvence sağlayarak yerinde kalmasını teşvik eder.
- Göç Türleri: Zonguldak, İskenderun ve Kırıkkale gibi ağır sanayinin geliştiği şehirler sürekli (kalıcı) göç alırken; turizmin yoğun olduğu Antalya ve tarımın yoğun olduğu Adana gibi şehirler yıl içinde değişen mevsimlik göç alırlar.
6. Kırsal Yerleşmeler (Köyaltı) ve Mesken Tipleri
- Dalyan: Koy ve körfezlerde balıkçılık amacıyla kurulan, geçici baraka yerleşmeleridir.
- Canik: Orta Karadeniz’de (Ordu vb.) köy ile yayla arasında yer alan yerleşmelerdir.
- Dam: Gökçeada ve Bozcaada çevresinde yaygındır.
- Divan ve Mahalle: Batı Karadeniz yöresinde görülen sürekli kırsal yerleşmelerdir (Divan, birkaç mahallenin birleşmesiyle oluşur).
- Çiftlik: Ergene havzası gibi düzlük arazilerde yaygındır.
- Kom ve Mezra: Hakkari gibi Doğu’nun sarp ve engebeli alanlarında görülürken; Yaylalar Doğu Karadeniz’de yaygındır.
- Taş Evler (Mesken Tipleri): Kırsalda evlerin yapım malzemesi bölgenin kayaç yapısına bağlıdır. Taş evler, volkanik arazilerin bulunduğu Nevşehir (Kapadokya) ile karstik arazilerin bulunduğu Akdeniz’de (Teke/Taşeli) en yaygın mesken tipidir.
BÖLÜM 2: TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK
Türkiye’de dağların doğu-batı yönlü uzanması, iç kesimlerin karasal kalmasına neden olmuştur. İklimin ve bitki örtüsünün bu çeşitliliği, hayvancılık türlerinin de çeşitli olmasını sağlamıştır. Et, süt üretimi ve sanayiye hammadde sağlaması açısından milli gelire büyük katkısı olan hayvancılık; Türkiye’de henüz yeterli seviyede gelişmemiştir.
Hayvancılığı Geliştirmek İçin Yapılması Gerekenler: Otlatma alanları (meralar) iyileştirilmeli, erken ve aşırı otlatma engellenmeli, çiftçiye modern tesisler kurması için kredi sağlanmalıdır. En önemlisi; et ve süt verimi düşük olan yerli ve yaşlı ırkların yerine, yabancı ve genç ırkların getirilmesi, yani hayvan soylarının ıslah edilmesi gerekmektedir.
1. Küçükbaş Hayvancılık
Türkiye’nin büyük bir bölümünde karasal iklim ve buna bağlı olarak “bozkır” (küçük otlar) bitki örtüsü hakim olduğu için, Türkiye genelinde en çok yapılan hayvancılık türü küçükbaş hayvancılıktır.
- Koyun: Türkiye koyun sayısında Avrupa’da birinci sıradadır. En çok beslenen hayvan türüdür. Sırasıyla en fazla yetiştirildiği iller; Van, Konya, Şanlıurfa ve Diyarbakır‘dır (Hepsi karasal ve bozkır alanlarıdır). Karaman koyunu ve merinos önemli ırklarındandır.
- Kıl Keçisi: Sarp, dağlık ve karstik arazilerde orman içi bitkilerle beslenir. Yetiştiriciliğinde ilk 4 il; Mersin, Antalya, Şırnak ve Siirt‘tir (Toroslar ve Güneydoğu’nun sarp kesimleri).
- Tiftik (Ankara) Keçisi: Çok kaliteli yün elde edilir. Ankara-Eskişehir hattı ile Siirt-Mardin hattı en fazla yetiştirildiği alanlardır.
2. Büyükbaş Hayvancılık (Mera ve Besi Hayvancılığı)
Küçükbaş hayvana göre birim hayvandan daha fazla et ve süt verimi elde edildiği için, Türkiye’de hayvancılığı geliştirmek adına hayvan sayısı azaltılarak büyükbaş hayvancılığa (özellikle Besi koluna) ağırlık verilmelidir. İki kolda yapılır:
- Mera Hayvancılığı (İlkel/Ekstansif): Doğal otlaklarda yapılır. İklime ve yağışa tam bağımlı olduğu için et ve süt üretiminde yıllara göre dalgalanma fazladır. Alpin çayırları sayesinde en fazla Erzurum-Kars çevresinde yapılır. Ancak bu yöntem 85 milyonluk Türkiye nüfusunun ihtiyacını tek başına karşılayamaz ve hayvan hastalıklarıyla mücadele zordur.
- Besi ve Ahır Hayvancılığı (Modern/İntansif): Kapalı mekanlarda, veteriner eşliğinde ve suni yemlerle yapılan modern hayvancılıktır. İklime bağımlılık yoktur ve üretimde dalgalanma görülmez. Et ve süt talebinin yüksek olduğu büyükşehirlerin etrafında yoğunlaşmıştır.
- Sığır: Besi hayvancılığının yaygınlaşması ve şeker fabrikalarından elde edilen küspenin hayvan yemi olarak kullanılmasıyla sığır yetiştiriciliğinde ilk sırayı Konya almıştır. Konya’yı artan pazar talebiyle İzmir, doğal mera alanlarıyla Erzurum ve yine nüfus talebiyle Ankara izler.
- Manda (Camış): Sulak ve bataklık alanları sever; sütünün kalitesi yüksektir. En fazla yetiştirildiği iller sırasıyla Samsun, Diyarbakır ve Kayseri‘dir. (Samsun ve Diyarbakır ikilisi sınavlarda ayırt edici potansiyele sahiptir).
3. Kümes Hayvancılığı ve İpek Böcekçiliği
- Kümes Hayvancılığı: Tıpkı besi hayvancılığı gibi kapalı ve modern tesislerde yapılır; iklimden en az etkilenen hayvancılık türüdür. Işıklandırma sistemleriyle hayvanın biyolojik ritmi hızlandırılarak büyüme süresi kısaltılır (30-40 günden 20 güne düşürülür). Büyükşehirlerin tüketim (pazar) talebine bağlı olarak en fazla Manisa, Balıkesir, Bolu ve Sakarya‘da (İzmir, İstanbul, Bursa, Ankara pazarlarına yakınlık) gelişmiştir.
- İpek Böcekçiliği: Dut ağacının yaprağıyla beslenerek koza ören ipek böceklerinden suni veya doğal ipek elde edilmesidir. Son TÜİK verilerine göre en fazla yetiştirildiği iller sırasıyla Diyarbakır, Antalya, Ankara ve Muğla‘dır (Geçmişte uzun yıllar Bursa liderken, günümüzde liderlik Diyarbakır ve Antalya’dadır).
4. Arıcılık
Dağlık arazi, bol yağış, orman örtüsü ve çiçek çeşitliliğine ihtiyaç duyan; iklimden en fazla etkilenen hayvancılık türüdür. (Kümes ve besi hayvancılığı iklimden ne kadar az etkileniyorsa, arıcılık o kadar çok etkilenir).
- En fazla yapıldığı yerler; Kuzey Anadolu Dağları’nın etkisiyle Ordu, Torosların etkisiyle Adana, Menteşe Dağları’nın etkisiyle Muğla, Tecer Dağları etkisiyle Sivas ve dağlık bitki örtüsüyle Hakkari‘dir. Ayrıca Rize’de (Anzer Yaylası) üretilen, şifa kaynağı Anzer Balı nadir ve değerli bir türdür.
5. Su Ürünleri ve Balıkçılık
Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen balıkçılık yeterince gelişmemiştir.
- Gelişmeme Nedenleri: Okyanuslara uzak olduğumuz için “Açık Deniz Balıkçılığı” yapılamaması (sadece kıyı balıkçılığı yapılır), karasal sofra kültüründe (kırmızı ete kıyasla) balığın yeterince yer bulamaması, balık saklamak için modern soğuk hava depolarının yetersizliği, denizlerin kirlenmesi ve zararlı avlanma yöntemleridir (Trolle balık avlama, dinamit kullanma, suya elektrik verme ve yasadışı avlanmalar). Geçmişte Moritanya açıklarında açık deniz balıkçılığı denenmiş ancak yakalanan balıklar iç pazarda talep görmemiştir.
- Miktar ve Çeşitlilik: Denizlerimizde balık miktarının en fazla olduğu yer Karadeniz‘dir (akarsuların taşıdığı planktonlar/besinler nedeniyle). Ancak Karadeniz’de 200 metrenin altında zehirli gaz birikimi (hidrojen sülfür) nedeniyle canlı yaşamaz. Balık çeşidinin en fazla olduğu yer ise suların daha sıcak olduğu Akdeniz‘dir. Denizlerimizde miktar olarak en çok Hamsi avlanmaktadır.
- Kültür Balıkçılığı: Koy ve körfezlerde kurulan kafeslerde (Dalyan yerleşmelerinde) ya da baraj göllerinde (Keban Barajı vb.) balık yetiştirilmesidir. En çok somon, deniz/kaya levreği ve alabalık yetiştirilir.
- Diğer Su Ürünleri: Van Gölü’nün (sodalı sularına uyum sağlamış) endemik türü İnci Kefali, Eğirdir Gölü’nde Kerevit (tatlı su ıstakozu) ve Bodrum kıyılarında Sünger Avcılığı öne çıkmaktadır. Ayrıca kıyılarımızda mavi yengeç ve ahtapot gibi deniz ürünleri de avlanmaktadır.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz