İçeriğe geç
Genel Kültür

İkinci dünya savaşına giden yol ve 1938 yılındaki gelişmeler

Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 6 dk

İçindekiler

Almanya içerisindeki askeri temizlik ve diktatörlüğün pekişmesi

Adolf Hitler’in Versay Barış Antlaşması’nı açıkça reddetmesi ve Alman askeri gücü ile prestijini yeniden inşa etmesi, ülke içinde kendisine büyük bir popülarite kazandırdı. Ancak Alman askeri ve diplomatik kadrolarının üst basamaklarında görev yapan bazı isimler bu hızlı gidişattan derin endişe duyuyordu. Savaş Bakanı Werner von Blomberg, Kara Kuvvetleri Başkomutanı General Werner von Fritsch ve Dışişleri Bakanı Konstantin von Neurath, Hitler’in genişleme planlarının İngiltere ve Fransa ile erken bir savaşa yol açabileceğini, Almanya’nın ise henüz böyle kapsamlı bir çatışmaya hazır olmadığını savunmaktaydı.

Hitler, bu muhalefeti tamamen ortadan kaldırmak için harekete geçti. Savaş Bakanı Blomberg ve Başkomutan Fritsch, Alman gizli servislerinin de dahil olduğu uydurma ve gerçek özel hayat skandalları ile ilişkilendirilerek görevlerinden istifa etmeye zorlandı. Dışişleri Bakanlığına ise Neurath’ın yerine İngiltere’de büyükelçilik yapmış, şahin ve sadık bir Nazi olan Joachim von Ribbentrop getirildi. Bu tasfiyelerin ardından Hitler, Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Wehrmacht) başkomutanlığını doğrudan kendi üzerine alarak askeri vesayeti tamamen kırdı.

Avusturya’nın ilhakı ve yaşanan toplumsal trajedi

Ordu yönetimini tamamen kendisine bağlayan Hitler, dikkatini doğduğu topraklar olan ve Alman ulusunun doğal bir parçası olarak gördüğü Avusturya’ya çevirdi. Şubat 1938’de Avusturya Şansölyesi Kurt Schuschnigg’i huzuruna çağırarak ülkenin güvenlik birimlerinin ve ekonomisinin başına Avusturyalı Nazilerin getirilmesini talep etti. Ağır baskılar altında kalan Schuschnigg, egemenliği korumak amacıyla son bir hamle yaptı ve Avusturya halkının Almanya ile birleşmek (Anschluss) isteyip istemediğini belirleyecek bir halk oylaması ilan etti.

Bu hamleye son derece öfkelenen Hitler, referandumun hileli sonuçlanacağını iddia ederek Alman birliklerini sınıra yığdı ve Schuschnigg’in istifasını istedi. Baskılara dayanamayan Schuschnigg, 11 Mart’ta görevinden çekildi. Ertesi gün Alman ordusu, kamu düzenini yeniden sağlamak bahanesiyle Avusturya topraklarına girdi. Avusturya Nazi Partisi lideri ve yeni şansölye Arthur Seyss-Inquart, Avusturya ordusuna direnmeme emri verdi. Alman askerlerini karşılamak üzere binlerce Avusturyalı sokaklara döküldü ve ilhakı coşkuyla destekledi.

Ancak bu coşkunun arkasında büyük bir trajedi yatıyordu. 14 Mart’ta Viyana’ya giren Hitler, yapılan hileli referandumla yüzde 99,7 oranında birleşme onayı aldı. İlhakın hemen ardından Naziler siyasi rakiplerini toplamaya başladı; eski Şansölye Schuschnigg tutuklanarak yedi yıl boyunca toplama kampında tutuldu. Viyanalı Yahudiler ise sokak ortasında darp edildi, öldürüldü ya da alaycı kalabalıkların önünde duvarlardaki Nazi karşıtı sloganları fırçalarla temizlemeye zorlandı.

İngiltere ve Fransa bu duruma sadece diplomatik protestolarla tepki gösterdi. Fransa o günlerde kendi içindeki hükümet kriziyle meşguldü. Geçmişte, 1934 yılında benzer bir ilhak girişimini askeri güç gösterisiyle engelleyen İtalyan diktatör Benito Mussolini ise bu kez kendi yayılmacı hedefleri doğrultusunda Hitler ile müttefik olduğu için müdahale etmedi. Avrupa’daki bu savaş tehdidi ve Japonya’nın Çin’deki ilerleyişi üzerine Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, Amerikan donanmasının gücünü yüzde 20 oranında artıracak olan İkinci Vinson Yasası’nı kabul etti.

Çekoslovakya krizi ve Münih Konferansı

Avusturya’yı topraklarına katan Hitler’in yeni hedefi, 1937 yılındaki gizli askeri toplantılarda (Hossbach Muhtırası) belirttiği gibi Çekoslovakya oldu. Ülkenin Südetler olarak adlandırılan sınır bölgesinde yaşayan üç milyondan fazla etnik Alman bulunuyordu ve bunların büyük kısmı Almanya ile birleşmeyi talep ediyordu. Hitler, hem yeni inşa ettiği ordusunu savaş şartlarında denemek hem de Versay Antlaşması ile kurulmuş yapay bir devlet olarak gördüğü Çekoslovakya’yı haritadan silmek için kısa süreli bir savaş başlatmayı amaçlıyordu.

Çekoslovakya’yı savunma sözü veren Fransa ve Sovyetler Birliği teoride bu ülkenin arkasındaydı. Ancak İngiltere’nin tutumu belirsizdi. İngiliz halkı davanın haklılığına inanmıyor ve ordu savaşa hazır görünmüyordu. Başbakan Neville Chamberlain, diplomatik uyarıların Hitler’i durdurmaya yeteceğini umuyordu. Mayıs ayında Çek sınırında Alman askeri yığınağı yapıldığına dair çıkan asılsız söylentiler tüm Avrupa’da büyük bir hava bombardımanı korkusu yarattı. Şehirlerde sivil halka gaz maskeleri dağıtılmaya başlandı.

Alman ordusu, ekim başında Çekoslovakya’ya saldırmayı öngören Yeşil Hareket kod adlı gizli plana hazırlanıyordu. Alman generaller, batıdaki sınır savunma hattının (Batı Duvarı) Fransız ordusunun olası bir taarruzunu durdurmaya yetmeyeceği uyarısında bulundu. Bu uyarısı dikkate alınmayan Genelkurmay Başkanı General Ludwig Beck istifa etti ve daha sonra Hitler karşıtı gizli komploların merkezinde yer aldı.

Gerilim tırmanırken Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Edvard Benes müttefiklerinden güvence talep etti. Çek ordusu sayıca az olsa da batı sınırındaki güçlü istihkamlarına güveniyordu ve destek alırlarsa savaşmaya kararlıydı. İngiltere ve Fransa ise Sovyetlerin iş birliği tekliflerini reddederek Cumhurbaşkanı Benes’e Avrupa’yı büyük bir savaştan kurtarmak için toprak tavizi vermesi yönünde baskı yaptı.

Başbakan Chamberlain, Fransa’yı devre dışı bırakarak Bavyera’daki Berghof tepesinde doğrudan Hitler ile görüştü. Bu gergin süreç, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’nın katılımıyla gerçekleşen Münih Konferansı ile son buldu. Çekoslovakya ve Sovyetler Birliği bu toplantıya davet edilmedi. Anlaşma sonucunda Südetler bölgesi Almanya’ya bırakıldı; Hitler ise başka hiçbir toprak talebi olmayacağına dair söz verdi. Bu durumdan yararlanan Polonya Cieszyn bölgesini işgal ederken, Macaristan da güney Slovakya topraklarını ele geçirdi.

Chamberlain ve Daladier ülkelerinde savaşı engelleyen kahramanlar olarak karşılansa da bu politika Hitler’in niyetlerini tamamen yanlış okumaktaydı. Savaş yapma fırsatı elinden alındığı için öfkelenen Hitler, Batı’nın zayıflığından emin olarak bir sonraki krizde kesin bir askeri çözüm arayacaktı.

İspanya İç Savaşı ve Ebro Muharebesi

Münih Anlaşması, faşizm karşıtları için büyük bir yıkım oldu. Bu hayal kırıklığı, özellikle General Francisco Franco önderliğindeki milliyetçilere karşı mücadele eden İspanyol cumhuriyetçiler arasında derinden hissedildi. 1938 yılında Teruel’de yaşanan kanlı çatışmaların ardından milliyetçiler Aragon üzerinden Akdeniz kıyısına ulaşarak cumhuriyetçi bölgeyi ikiye böldü. Cumhuriyetçilerin bu durumu tersine çevirmek için Ebro Nehri boyunca başlattığı son umutsuz karşı taarruz, savaşın en şiddetli çarpışmalarında ordularının tamamen yok olmasıyla neticelendi.

Kristal Gece (Kristallnacht)

Kasım 1938’de Paris’te görev yapan bir Alman diplomatın Yahudi bir genç tarafından vurularak öldürülmesi, Nazi yönetiminin ülke çapında organize bir şiddet dalgası başlatmasına yol açtı. İki gece boyunca süren pogromda Yahudilere ait iş yerleri, evler, sinagoglar ve mezarlıklar hedef alındı, ateşe verildi. Sokakları kaplayan kırık camların görüntüsü nedeniyle bu olay tarihe Kristal Gece olarak geçti. Yüzlerce Yahudi katledildi, yaklaşık 30 bin Yahudi erkek tutuklanarak toplama kamplarına gönderildi. Bu barbarlık uluslararası alanda büyük tepki topladı ve Amerika Birleşik Devletleri Berlin büyükelçisini geri çağırdı.

Doğu Asya’da tırmanan savaş ve Sarı Nehir felaketi

Asya cephesinde ise Japonya’nın Çin’i işgali tüm şiddetiyle sürüyordu. Mart 1938’de Japon Parlamentosu, hükümete ekonomi, sanayi ve basın üzerinde mutlak denetim yetkisi veren Devlet Genel Seferberlik Yasası’nı çıkardı. Bahar aylarında kuzey-güney demiryolu hattını ele geçirmek isteyen bir milyon civarında askerin katıldığı Xuzhou Muharebesi gerçekleşti. Çin ordusu, nisan ayında Taierzhuang’da Japonlara karşı ilk büyük zaferini kazanarak büyük bir moral buldu. Ancak ağır kayıplar ve kuşatılma tehlikesi nedeniyle Çinliler güneye çekilmek zorunda kaldı.

Savaşın yeni hedefi Wuhan şehri oldu. Çin lideri Çan Kay Şek, Japon ordusunun ilerleyişini yavaşlatmak amacıyla Sarı Nehir üzerindeki setlerin yıkılması emrini verdi. Sivil halka hiçbir ön uyarı yapılmadan gerçekleştirilen bu kasti su baskını sonucunda yaklaşık 900 bin Çinli köylü boğularak, açlıktan ya da hastalıktan can verdi. Dört milyon insan ise mülteci konumuna düştü. Bu olay, tarihin en büyük yapay felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Buna rağmen Wuhan kurtarılamadı. Yaklaşık 1,3 milyon askerin katıldığı, dört ay süren ve zehirli gazların da kullanıldığı son derece kanlı muharebelerin ardından ekim ayında Wuhan düştü. Aynı günlerde Japon ordusu güneydeki Kanton limanını da ele geçirerek Çin Cumhuriyeti’nin dış dünya ile olan lojistik bağının yüzde 80’ini kesti.

Çan Kay Şek, geri kalan ordularıyla birlikte yeni başkent Chongqing’e çekilerek sarp dağların ardında savunma hattı kurdu. Japonya, Çin’in en büyük kentlerini ve sanayi üretim kapasitesinin yüzde 87’sini kontrol altına almasına rağmen büyük bir lojistik çıkmaza girdi. Çin direnişinin kırılmaması ve gerilla savaşının sürmesi Japon ordu yönetimini endişelendiriyordu. Üstelik kuzey sınırında Sovyetler Birliği ile tırmanan gerilim, o yaz Khasan Gölü çevresinde yüzlerce askerin öldüğü çatışmalara yol açmıştı. Japonya, daha büyük askeri risklerle yüzleşmeden önce Çin bataklığından çıkış yolları aramaya başladı.

Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.

Yorum yaz

Yorum yaz