Batı Asya jeopolitiği ve küresel güç dengeleri
Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 6 dk
İçindekiler
Hürmüz boğazı ve Amerika ile İran arasındaki mücadele
Küresel jeopolitik mücadelenin merkez üssü haline gelen Batı Asya, enerji koridorları ve ticaret yolları üzerinden büyük güçlerin karşı karşıya geldiği bir hesaplaşma alanına dönüşmüştür. Bu mücadelenin en sıcak noktalarından biri olan Hürmüz boğazı, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında amansız bir egemenlik savaşına sahne olmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri eski Başkanı Donald Trump, İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskının tamamlanmasının ardından Hürmüz boğazı’nı doğrudan Amerikan toprağı ilan etme niyetini açıklamıştır. Bu hamle, küresel petrol sevkiyatının en kritik geçiş noktasını tam kontrol altına alma stratejisinin bir parçasıdır.
İran Devrim Muhafızları ise bu tehditlere karşı Amerika Birleşik Devletleri’ni bölgede dize getirdiklerini iddia ederek sert bir direnç göstermektedir. Ancak İran İslam Cumhuriyeti içerisindeki ekonomik durum, bu askeri meydan okumayı zorlaştıran unsurlar barındırmaktadır. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkenin petrol ve genel gelirlerinin ciddi oranda azaldığını, sanayi tesislerinin zarar gördüğünü ve halkın memnuniyetinin sağlanamaması halinde büyük bir toplumsal kriz yaşanabileceğini ifade etmektedir.
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki bu mücadele karşılıklı bir dayanıklılık testine dönüşmüştür. Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı, İran’a yönelik tarihin en büyük ekonomik ablukasını devreye sokmaya hazırlanırken, Amerikan askeri yetkilileri de İran limanlarına gemi giriş çıkışını tamamen engelleyecek bir deniz ablukasını süresiz olarak uygulayabileceklerini belirtmektedir. İran ise Hürmüz boğazı’nı kapalı tutarak petrol fiyatlarını yükseltmekte ve bu durum Amerika Birleşik Devletleri içindeki benzin fiyatlarına yansımaktadır. Donald Trump, Amerikan halkının İran’ın nükleer güç olmasını engellemek adına benzin fiyatlarındaki artışa katlanabileceğini savunmaktadır. Ayrıca İran, Hürmüz boğazı üzerindeki egemenliğini tescil ettirmek amacıyla geçiş yapan gemilerden yüzde 7 oranında geçiş vergisi, kuralları ihlal edenlerden ise yüzde 20 oranında ceza vergisi talep etmektedir. Bölgedeki gerilim, Umman ile yürütülen diplomatik temaslar, Katar’ın elinde esir bulunan üç İranlı pilotun durumu ve Yemen’deki Husilerin gerçekleştirdiği askeri eylemlerle daha da karmaşık bir hal almaktadır.
Mekke anlaşması ve Ortadoğu’da yeni ittifak arayışları
Bölgesel dengeleri kökten sarsan bir diğer gelişme, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında şekillenen yeni savunma ve güvenlik ittifakıdır. Mekke anlaşması çerçevesinde gelişen bu yapı, dış güçlerin bölgeye müdahale etmesini engellemeyi amaçlayan yerli ve bölgesel bir inisiyatif olarak öne çıkmaktadır. Bu ittifakta Türkiye teknolojik ve askeri yetkinliğiyle, Suudi Arabistan finansal gücüyle, Pakistan ise nükleer caydırıcılığıyla yer almaktadır.
Bu ittifak, batılı güçlerin bölge için kurguladığı senaryoları boşa çıkarması açısından önem taşımaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin geçmişte İsrail merkezli olarak kurguladığı İbrahimi anlaşmalar ve Hindistan, Ortadoğu ile Avrupa’yı bağlamayı hedefleyen ekonomik koridor projeleri, Suudi Arabistan’ın geri çekilmesiyle işlevsiz kalmıştır. Benzer şekilde, Suriye sınırı boyunca oluşturulması planlanan ve İsrail’in güvenliğini merkeze alan koridor planları da başarısızlığa uğramıştır. Türkiye, Suriye ve Irak sınırlarındaki güvenlik sorunlarını asgariye indirerek bölgesel sahiplenme modelini hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Bu durum, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini yabancı aktörlere ihtiyaç duymadan sağlayabileceğine olan inancı pekiştirmektedir.
Kafkasya ve Zengezur koridoru üzerindeki nüfuz mücadeleleri
Kafkasya coğrafyası, Batı Asya jeopolitiğinin bir diğer kritik hattını oluşturmaktadır. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış ve istikrar arayışlarının odak noktasında yer alan Zengezur koridoru, küresel aktörlerin doğrudan müdahil olduğu bir alan haline gelmiştir. Donald Trump, koridorun Ermenistan sınırları içinde kalan kısmının işletmesini bir Amerikan şirketine verdirerek bu hattın adını doğrudan Trump koridoru olarak tescil ettirmiştir.
Bu hamle, Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’in karasal ticaret yollarını kesme ve kontrol altında tutma stratejisinin bir yansımasıdır. Çin’in geliştirdiği Demir İpek Yolu ve Kuzey-Güney koridorları, İran ve Kafkasya üzerinden geçiş sağlamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, bu hatlar üzerindeki geçiş noktalarını kontrol ederek Çin’in Avrupa ve Ortadoğu’ya uzanan ticaret ağını sınırlamayı amaçlamaktadır. Bu durum, Kafkasya’daki bölgesel bir ulaşım hattının nasıl küresel bir güç savaşına alet edilebileceğini göstermektedir.

Türk dünyasındaki gelişmeler ve Türk Devletleri Teşkilatı
Asya’nın derinliklerinden Avrupa’nın eşiğine kadar uzanan Türkistan coğrafyası, küresel güç odaklarının yeni yatırım ve diplomatik mücadele alanı haline gelmiştir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsallaşması ve bölgede bağımsız bir güç odağı olarak yükselmesi, hem Doğu hem de Batı dünyasının dikkatini çekmiştir. Çin bölgeye 27 milyar dolarlık devasa bir yatırım paketi sunarken, Avrupa Birliği de 12,5 milyar avroluk bir finansal destek sözü vermiştir. Amerika Birleşik Devletleri ise bölgedeki beş Orta Asya liderini Beyaz Saray’da ağırlayarak diplomatik nüfuzunu artırmaya çalışmıştır.
Batı dünyası, Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesini Rusya ve Çin karşısında bir tampon bölge oluşması açısından olumlu karşılamaktadır. Türkiye liderliğinde gelişen bu bölgesel sahiplenme modeli, Türkistan coğrafyasının küresel ticaret yollarındaki ağırlığını artırmaktadır. Çin ise bu yükselişi dengelemek adına Pakistan Ekonomik Koridoru’na 60 milyar dolardan fazla yatırım yapmış ve Afganistan’daki Vahan koridoru üzerinden doğrudan İran’a ulaşan yeni demiryolu hatları inşa etmeye yönelmiştir.
Japonya ve Yasukuni tapınağı tartışmaları
Asya Pasifik bölgesinde, İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği tarihsel bagajlar ve egemenlik tartışmaları yeniden alevlenmektedir. Japonya’da, savaşta hayatını kaybeden üst düzey askeri sorumluların da mezarlarının bulunduğu Yasukuni tapınağı’na yönelik ziyaretler diplomatik krizlere yol açmaktadır. Japonya Başbakanı Takachi’nin tapınağa resmi adak göndermesi ve savunma bakanı dahil dört bakanın tapınağı doğrudan ziyaret etmesi, bölgede tarihi hafızanın yeniden canlanmasına neden olmuştur.
Bu ziyaretler, Çin Halk Cumhuriyeti ve Güney Kore tarafından sert diplomatik protestolarla karşılanmıştır. Ancak bu durum, Japonya’nın savunma politikalarındaki revizyonun ve askeri mirasına yeniden sahip çıkma eğiliminin somut bir göstergesidir. Tarihin kazananlar tarafından yazıldığı ve kaybedenlerin mahkum edildiği küresel düzende, Japonya’nın bu hamlesi güç dengelerinin değiştiği dönemlerde tarihsel kabullerin de nasıl sarsılabileceğini ortaya koymaktadır.
Avrupa ve Amerika’nın küresel stratejilerindeki dönüşüm
Batı ittifakı içerisindeki güç dengeleri ve öncelikler ciddi bir dönüşüm geçirmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı James David Vance, Amerikan yönetiminin birinci önceliğinin küresel petrol fiyatlarını kontrol altında tutmak olduğunu, nükleer tartışmaların ise ikincil planda kaldığını belirtmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, kendi teknolojik güvenliğini korumak amacıyla Apple gibi dev şirketlerin Çin menşeili bellek çiplerini kullanmasını engellemekte ve dünya genelinden robot ithalatını veri güvenliği gerekçesiyle yasaklamaktadır.
Avrupa ise enerji krizi, aşırı kuraklık ve orman yangınları gibi ekolojik sorunların yanı sıra Rusya ve Çin karşısında stratejik bir sıkışmışlık yaşamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, Ukrayna’nın nadir toprak elementlerini ve tarım ticaretini kontrol altında tutarak Avrupa’ya silah satışı gerçekleştirmekte ve kıtayı kendisine bağımlı hale getirmektedir. Bu baskı karşısında, İngiltere, Fransa ve Almanya diplomatik temsilcileri, Amerika’nın bilgisi dahilinde Rusya ile yeni bir müzakere formatı geliştirmek üzere gizli çalışmalar yürütmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ise gelecekte tamamen Batı yarımküreye odaklanmayı öngören yeni bir Monroe doktrinine yönelerek kendi sınırları dışındaki koridorlardan aşamalı olarak çekilmeyi planlamaktadır.
Türkiye’nin iç güvenlik yapılanması ve cemaatlere yönelik operasyonlar
Türkiye, küresel istihbarat savaşlarının hedefi olan ve toplumsal yapıyı sarsma potansiyeli taşıyan illegal yapılanmalara karşı kararlı bir mücadele yürütmektedir. Son dönemde Süleymancılar olarak bilinen cemaat yapılanmasına yönelik operasyonlar bu mücadelenin en somut örneğidir. Cemaat lideri Alihan Kuriş’in üzerinde tespit edilen yüzlerce kişisel tapu kaydı ve devasa finansal varlık, devletin güvenlik birimleri tarafından mercek altına alınmıştır.
Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın cemaatin Almanya’daki merkezini ziyaret ederek Türkiye ile olan bağlarını sorgulaması, bu yapılanmaların yabancı istihbarat servisleri tarafından nasıl kontrol edildiğini göstermektedir. Türk devleti, FETÖ benzeri bir casusluk ve nüfuz ağının yeniden oluşmasını engellemek amacıyla iç güvenlik tedbirlerini en üst düzeye çıkarmıştır. Anadolu sosyolojisinde devletin her alana yetişemediği durumlarda cemaatlerin birer sosyal ağ işlevi gördüğü gerçeğinden hareketle, devlet bu yapıların istismar edilmesini engellemeye çalışmaktadır. Güçlenen istihbarat ve operasyon kabiliyeti sayesinde Türkiye, sınır dışına kaçan suç örgütü üyelerini ve yasadışı yapıları Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülkelerden paketleyerek yargı önüne çıkarmaktadır. Bu kararlı duruş, Türkiye’nin kendi iç egemenliğini koruma konusundaki sarsılmaz iradesini ortaya koymaktadır.
Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.
Yorum yaz