İçeriğe geç

Modern Yahudi kimliği ve İsrail toplumu ders notları

Hazırlayan: PDF Soru Bankası - Ders Notları Arşivi. Yayın , 13 dk

İçindekiler

Küresel Yahudi nüfusunun iki ana merkezi

Dünya genelindeki yaklaşık on beş milyonluk Yahudi nüfusunun ezici bir çoğunluğu, hemen hemen eşit paylarla Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail topraklarında yaşamaktadır. Geriye kalan iki milyonluk azınlık ise Fransa başta olmak üzere çeşitli ülkelerde dağınık durumdadır. Bu demografik dağılım, modern Yahudi kimliğinin ve geleceğinin iki ana havza üzerinden şekillenmesine yol açmaktadır. Bu iki büyük cemaat, hem birbirine derin bağlarla bağlıdır hem de teolojik, siyasi ve kültürel konularda sürekli bir rekabet içerisindedir. Cemaat liderleri ve sosyologlar, küresel Yahudiliğin bu iki kutuplu yapısını anlamadan modern inanç pratiklerinin ve kimlik sancılarının kavranamayacağını belirtmektedir.

Amerikan Yahudi toplumundaki demografik ve siyasi dönüşümler

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Yahudi nüfusu, son çeyrek asırda köklü bir kutuplaşma ve değişim süreciyle karşı karşıya kalmıştır. Yapılan güncel sosyal çalışmalar, geleneksel ılımlı orta çizgiyi temsil eden modern Ortodoksluk ile muhafazakar Yahudiliğin ciddi şekilde kan kaybettiğini göstermektedir. Bu erime karşısında cemaat, iki zıt kutba doğru hızla ayrışmaktadır. Bir tarafta dinî pratiklerden tamamen uzaklaşan geniş bir seküler kesim büyürken, diğer tarafta inancı tavizsiz yaşayan ve hızla çoğalan Ultra-Ortodoks (Haredi) gruplar güç kazanmaktadır.

Genç kuşak Amerikan Yahudileri arasındaki karışık evlilik oranı yüzde 58 seviyesine ulaşmıştır. Bu durum, cemaat içinde ciddi bir demografik erime endişesine yol açmaktadır. Karışık evliliklerin artmasıyla birlikte, eskiden tamamen beyaz ve tek tip olarak kabul edilen cemaat yapısı da değişmektedir. Genç nesil içerisinde ailesinde siyahi, hispanik veya Asya kökenli bireyler bulunan Yahudilerin oranı dikkat çekici bir şekilde yükselmektedir.

Siyasi alanda da gençler ile yaşlılar arasında belirgin bir fikir ayrılığı göze çarpmaktadır. Amerikan Yahudilerinin ezici çoğunluğu tarihsel olarak Demokrat Parti’yi desteklemektedir. Ancak Ultra-Ortodoks gruplar arasında, Donald Trump dönemi politikalarının da etkisiyle, Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik destek yüzde 70’in üzerine çıkmıştır. Trump yönetiminin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve elçiliği oraya taşıması gibi adımlar, dindar grupları cumhuriyetçi çizgiye yaklaştırmıştır. Buna karşılık, demokrat eğilimli seküler Yahudi gençliği, İsrail hükümetlerinin Filistinlilere yönelik ayrımcı ve baskıcı politikalarını sert bir dille eleştirmekte ve bu eleştirilerini sosyal medya üzerinden örgütlü dernekler vasıtasıyla dile getirmektedir. Genç nesil, İsrail’in ırkçı ve şovenist yaklaşımlarına karşı çıkarak, Amerikan yönetiminin bu ülkeye verdiği koşulsuz askerî ve siyasi desteğin azaltılması gerektiğini savunmaktadır.

İsrail toplumundaki din devlet ilişkileri ve anayasa tartışması

İsrail toplumunun yaklaşık yarısını kendisini seküler olarak tanımlayan Yahudiler oluşturmaktadır. Ancak ülke siyasetinde sol ve sosyalist hareketler neredeyse tamamen yok olmuş, güç dengesi sağ ve radikal dindar Siyonist partilerin lehine değişmiştir. Kendini seküler olarak gören çoğunluk bile milliyetçi bir refleksle sağ veya merkez siyasi çizgiyi benimsemektedir. Bu sekülerleşme, dinî bayram ve sembollerin de dönüşmesine yol açmıştır. Davut Yıldızı veya Yedi Kollu Şamdan (Menora) gibi kadim dinî simgeler, inançsal birer ibadet ögesi olmaktan ziyade, millî kimliğin ve devlet aidiyetinin seküler araçları olarak kullanılmaktadır.

İsrail Devleti’nin yazılı bir anayasası bulunmamaktadır. Bu durum, 1948 yılındaki kuruluş sürecinde, kurucu seküler kadrolar ile dinî muhafazakar çevreler arasında yaşanan derin uyuşmazlığın bir sonucudur. Toplumsal bir iç savaşı önlemek amacıyla, iki taraf yazılı bir anayasa yapmaktan kaçınarak geçici bir uzlaşı (statüko) üzerinde anlaşmıştır. Bu uzlaşı uyarınca, sivil hukuk alanının en kritik konuları olan evlilik, boşanma, ihtida (Yahudiliğe geçiş), veraset ve aile hukuku doğrudan Ortodoks Yahudi şeriatına (Halaka) bırakılmıştır.

Bu dinî tekel nedeniyle, Amerikan Yahudileri arasında çok yaygın olan Reformist veya Muhafazakar hahamların yönetiminde gerçekleştirilen evlilikler ve din değiştirme törenleri İsrail devlet makamları nezdinde geçersiz kabul edilmektedir. Ülkede yasal olarak Yahudi sayılabilmek için resmi Ortodoks dinî otoritelerinin onayı zorunludur. Dinî tekel ile seküler nüfus arasındaki bu kurumsal gerilim, hem İsrail iç siyasetini hem de diaspora ile ilişkileri sürekli olarak germektedir. Bununla birlikte, yapılan anketlerde hem Amerikan Yahudilerinin (yüzde 59) hem de İsrail Yahudilerinin (yüzde 51) Yahudiliği bir dinden ziyade öncelikle ortak soy ve kültür birliği olarak tanımlaması, iki toplum arasındaki en temel ortak algılardan biridir.

Siyonist ideolojinin kuruluşu ve eklektik yapısı

On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde örgütlü bir hareket olarak tarih sahnesine çıkan Siyonizm, son derece seçmeci (eklektik) ve faydacı (pragmatik) bir ideolojik yapıya sahiptir. Bu hareket, Yahudi dinî geleneğine ait seçilmişlik, kutsal toprak, seçilmiş kavim ve vaat edilmiş vatan gibi teolojik kavramları alıp onları sekülerleştirerek ulusal kimlik inşasında kullanmıştır. Dinî kavramları olduğu gibi korumak yerine, onları modern batılı milliyetçilik, kolonyalizm, emperyalizm, toprak gaspı, ırk teorileri ve Avrupa merkezli oryantalizm gibi kavramlarla harmanlayıp dönüştürmüştür.

Bu sistemli dönüşümın pratik adımları, Filistin topraklarındaki Yahudi varlığının sınıflandırılmasında da görülmektedir. Modern Siyonist göçlerden önce, Osmanlı döneminde bölgede yaşayan az sayımdaki dindar Seferad Yahudilerinin kurduğu geleneksel cemaat yapısına eski yerleşim (eski Yeşuv) adı verilmektedir. İngiliz manda yönetiminin başlamasıyla birlikte, Avrupa’dan sistemli göçlerle gelen seküler Siyonistlerin kurduğu tarım kolonileri, şehirler ve kurumlara ise yeni yerleşim (yeni Yeşuv) denmektedir. Siyonist terminolojide Filistin topraklarına göç etmek yükselmek (Aliya), oradan ayrılmak ise alçalmak (Yerida) kelimeleriyle karşılanarak göç olgusuna seküler bir kutsiyet atfedilmiştir.

Siyonist yapılanmanın en önemli adımlarından biri, henüz devlet kurulmadan önce, 1920’lerin ortalarında Kudüs’te İbrani Üniversitesi’nin açılmasıdır. Üniversitenin ilk kurulan ve en aktif çalışan bölümlerinden biri Şarkiyat (Doğu Araştırmaları) Enstitüsü olmuştur. Enstitünün kurucu kadroları büyük ölçüde Almanya’dan gelen Yahudi asıllı Alman oryantalistlerden oluşmuştur. İlk rektör ise Amerikalı bir Yahudi’dir. Şarkiyat Enstitüsü, kuruluş amacına uygun olarak Ortadoğu coğrafyasını, dillerini ve halklarını inceleyerek, bölgede kurulacak olan yeni devlet için gerekli olan sömürgeci istihbarat ve kültürel bilgi altyapısını hazırlamıştır.

Siyonizm ve antisemitizm ilişkisi

Siyonizm, tarihsel varlığını ve kitlesel kabulünü doğrudan modern Avrupa antisemitizmine borçludur. Theodor Herzl gibi seküler kurucu babalar, aydınlanma ve özgürleşme süreçlerine rağmen Avrupa toplumlarının Yahudileri asla eşit vatandaşlar olarak aralarına kabul etmeyeceğini savunmuşlardır. Herzl, Yahudi düşmanlığının biyolojik bir gerçeklik olduğunu ileri sürerek, asimilasyon çabalarının başarısızlığa mahkum olduğunu belirtmiştir. Bu yaklaşıma göre, Yahudilerin hayatta kalabilmesinin yegane reçetesi, tarih sahnesine ordusu, sınırları ve toprağı olan normal bir ulus devlet olarak çıkmalarıdır.

Ancak Siyonizm, ilk ortaya çıktığında Yahudi dünyasında genel bir kabul görmemiş, aksine çok sert eleştirilerle karşılaşmıştır. Batı Avrupa’daki entegrasyon yanlısı liberal Yahudi çevreler, bu hareketin kendi eşit vatandaşlık mücadelelerine zarar vereceğini savunmuştur. Dinî Ortodoks çevreler ise çok daha köklü bir teolojik itiraz yükseltmişlerdir. Ortodoks inancına göre, Mesih gelmeden önce beşerî ve siyasi yollarla Filistin’e toplu olarak geri dönmek ve orada bir devlet kurmak ilahi iradeye karşı işlenmiş büyük bir günahtır. Günümüzde de Neturei Karta gibi bazı radikal dindar Ortodoks gruplar, bu teolojik gerekçeyle İsrail Devleti’nin meşruiyetini tamamen reddetmekte ve Filistinlilerin haklarını savunarak İsrail karşıtı gösterilerde en ön saflarda yer almaktadır.

Doğu ve batı Avrupa Yahudi hareketlerinin farkları

Avrupa Yahudiliği, modernleşme sancılarını Doğu ve batı coğrafyalarında çok farklı tecrübe etmiştir. Batı Avrupa’da Yahudiler, erken dönemde yasal haklar kazanarak (emansipasyon) toplumla bütünleşmeye çalışmışlardır. Bu süreç, dinî pratikleri hafifleten Reformist Yahudilik ile gelenekçi ama uzlaşmacı Muhafazakar Yahudiliğin doğuşuna zemin hazırlamıştır.

Buna karşılık, Çarlık Rusyası altındaki Doğu Avrupa Yahudileri yasal haklardan mahrum bırakılmış, gettolarda ve ağır pogromlar altında yaşamaya zorlanmıştır. Bu baskıcı ortam, Doğu Avrupa Yahudileri arasında radikal Sosyalist ve milliyetçi akımları körüklemiştir. Bu akımların en güçlüsü, diaspora sınırları içinde kültürel özerklik ve işçi hakları mücadelesi yürüten genel Yahudi emek federasyonu (Bund teşkilatı) olmuştur.

Siyonizm, her iki havzadaki bu birikimden beslenmekle birlikte, kendisini tüm bu hareketlerden ayırmıştır. Siyonizm’in diğer çağdaş milliyetçi hareketlerden (Yunan, Bulgar veya Ermeni bağımsızlık mücadeleleri) en temel farkı coğrafi niteliğidir. Diğer milliyetçi hareketler, yüzyıllardır üzerinde yaşadıkları ata topraklarında bağımsızlık talep ederken, Siyonistler Avrupa’daki milyonlarca insanı çekip iki bin yıldır hiç yaşamadıkları ve fiziksel bağlarının tamamen koptuğu Filistin topraklarına taşımayı hedeflemiştir. Bu hedef, hareketi kaçınılmaz olarak emperyalist güçlerle iş birliği yapmaya ve yerel halkı mülksüzleştirmeye dayalı kolonyalist bir sömürgecilik çizgisine sürüklemiştir.

Etnik çeşitlilik ve iki bin yıllık kopukluk tartışması

Avrupa’dan gelen bir Polonya Yahudisi (Aşkenaz) ile tarihî Filistin topraklarında yaşamış olan antik İsrailoğulları arasında doğrudan bir kan bağının bulunup bulunmadığı tarihçiler ve antropologlar arasında derin bir tartışma konusudur. Yapılan bilimsel araştırmalar, antik dönemdeki Yahudi yaşantısının, toplumsal pratiklerinin ve iktisadi düzeninin günümüz Avrupalı Aşkenaz kültüründen ziyade Ortadoğu’nun bedevi ve Arap sosyolojisine çok daha yakın olduğunu göstermektedir. Avrupalı Aşkenazlar, iki bin yıllık coğrafi, kültürel ve iklimsel kopukluk nedeniyle tamamen Avrupalılaşmış, dilleri (Yidiş), giyimleri ve yeme içme alışkanlıkları bölge sosyolojisine yabancılaşmıştır.

Buna rağmen, Siyonizm’in kurucu kadroları ve İsrail Devleti’nin ilk yöneticileri neredeyse tamamen bu Avrupalı Aşkenaz seçkinlerinden oluşmuştur. Bu kurucu liderlerin bir kısmı Osmanlı idari yapısıyla da yakın ilişkiler kurmuştur. Örneğin İsrail’in ilk Başbakanı David Ben-Gurion, Osmanlı döneminde İstanbul’da hukuk eğitimi almış, bıyıklı ve fesli fotoğraflarıyla bir Osmanlı bürokratı görünümünde yaşamıştır. Ancak bu kişisel tarihsel temaslar, devletin tamamen batıcı ve sömürgeci bir zihniyetle kurulmasını engellememiştir.

Kuruluş sürecindeki cemaat içi ayrımcılık ve demografik operasyonlar

İsrail Devleti, 1948 yılında resmen ilan edildikten sonra büyük bir nüfus ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştır. Devlet sınırlarını genişletmek ve askerî gücü tahkim etmek amacıyla, 1949 ile 1951 yılları arasında Yemen ve Irak başta olmak üzere Arap ülkelerindeki Yahudi cemaatlerini hedef alan büyük tahliye operasyonları düzenlenmiştir. Ancak ülkeye getirilen bu doğulu (Mizrahi ve Sefarad) Yahudiler, kurucu Aşkenaz elitleri tarafından sistemli bir ayrımcılığa maruz bırakılmıştır.

Doğudan gelen göçmenler uzun süre çok kötü koşullardaki çadır kamplarında tutulmuş, toplumsal ve ekonomik hiyerarşide ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüştür. Bu döneme dair en karanlık sayfalardan biri, Yemenli ailelerin yeni doğan bebeklerinin hastanelerde öldüğü söylenerek ellerinden alınması ve evlatlık olarak çocuksuz Aşkenaz Siyonist ailelere verilmesi yönündeki tarihî iddialardır. Sefarad ve Mizrahi Yahudileri, Aşkenazlara göre dinî geleneklerine çok daha bağlı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, seküler ve batılılaşmış Aşkenaz yöneticiler tarafından cahil ve geri kalmış olarak görülmüşlerdir. Doğu Yahudileri, Avrupa’da maruz kalınan ırkçı dışlamanın bir benzerini, kendi ülkelerinde Siyonist kardeşlerinden gördüklerini açıkça dile getirmişlerdir.

Mitolojik tarih inşası ve bilimsel tenkitler

Siyonist ideoloji, devlete meşruiyet kazandırmak amacıyla tarihsel gerçeklerden uzak, tamamen teolojik ve homojen bir mitolojik tarih kurgulamıştır. Bu kurguda, binlerce yıl boyunca dünyanın her yerine dağılmış olan Yahudilerin hiçbir kültürel değişime uğramadan, saf bir ırk olarak ortak bir sürgün kaderini paylaştığı ve şimdi de hakları olan toprağa döndükleri iddia edilmektedir. Bu anlatıyı güçlendirmek amacıyla, askerî ve lojistik operasyonlara dinî mitolojik isimler verilmiştir. Örneğin Yemen Yahudilerinin havayoluyla taşınması operasyonuna Tevrat’taki kehanetlere atıfla Sihirli Halı operasyonu, Etiyopya Yahudilerinin getirilmesine ise Süleyman operasyonu adı verilmiştir. Seküler Siyonistler için Eski Ahit (Tanah), dinî bir vahiy kaynağından ziyade, Tıpkı Babillilerin Gılgamış Destanı gibi, millî kimliği birleştiren ve toprağa yönelik hak iddialarını meşrulaştıran ulusal bir destan vazifesi görmüştür.

Bu tarih tezleri, modern dönemde hem Yahudi hem de İsrailli bilim insanları tarafından ciddi şekilde çürütülmüştür. İbrani Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün kurucusu Arthur Ruppin, 1930’lu yıllarda Yahudi genetiği ve kanı üzerine yaptığı ırkçı araştırmalarda, Aşkenazların üstün ve zeki bir beyaz ırk olduğunu, doğu Yahudilerinin ise Araplaşarak dejenere olduğunu savunmuştur. Bu biyolojik ırkçılık tezleri, daha sonra Arthur Koestler’in meşhur On Üçüncü Kabile çalışmasıyla sarsılmıştır. Koestler, Aşkenaz Yahudilerinin aslında Kafkasya kökenli Hazar Türklerine dayandığını, dolayısıyla Yahudiliğin biyolojik bir soy birliği değil, farklı tarihsel coğrafyalarda din değiştirme yoluyla oluşmuş kozmopolit bir inanç grubu olduğunu ortaya koymuştur. Koestler’in bu tezi, Siyonizm’in ırka ve toprağa dayalı seçilmişlik iddialarını kökten sarstığı için İsrail’de çok sert tepkilerle karşılanmıştır. Yakın dönemde ise İsrailli tarihçi Shlomo Sand, Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi çalışmasında, Siyonist tarih yazımının tamamen modern siyasi ihtiyaçlar doğrultusunda uydurulmuş bir kurgudan ibaret olduğunu bilimsel belgelerle kanıtlamıştır.

İsrail yönetim yapısının niteliği: etnik demokrasi

İsrail, kendisini demokratik bir hukuk devleti olarak tanımlasa da yönetim yapısı bilim dünyasında etnik demokrasi olarak adlandırılmaktadır. Bu sistem uyarınca, devlet sınırları dahilinde yaşayan tüm vatandaşların ortak devleti değildir; aksine yalnızca dünyadaki tüm Yahudilerin potansiyel devletidir. Bu teokratik ve etnik öncelik, ülkedeki Arap nüfusu anayasal ve pratik düzeyde otomatik olarak ikinci sınıf statüsüne indirgemektedir.

Geri Dönüş Yasası uyarınca, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, anne soyundan Yahudi olan veya onaylı bir ihtida sürecinden geçen herkes anında İsrail’e gelip vatandaşlık hakkı kazanabilmektedir. Bu yasa, seçim dönemlerinde yurt dışındaki dindar grupların uçaklarla getirilerek oy kullandırılması ve ertesi gün ülkelerine geri dönmesi gibi siyasi taktiklere de alet edilmektedir. İsrail yönetimi, bu ırkçı ve ayrımcı devlet yapısına yönelik uluslararası her türlü haklı eleştiriyi ve bilimsel tenkidi anında antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) olarak yaftalayarak susturmaya çalışmaktadır.

Ortak hafıza ve Ari Shavit ile Norman Finkelstein tartışması

Bugün dindar olmayan seküler Amerikan Yahudileri ile İsrail toplumunu bir arada tutan asıl bağ, dinî inanç birliği değildir. İki cemaati birleştiren ana unsur, antisemitizm korkusu ve Holokost (Yahudi Soykırımı) ortak kader hafızasıdır. Bu hafızanın modern dönemdeki yansımaları, gazeteci Ari Shavit ile siyaset bilimci Norman Finkelstein arasındaki tarihi tartışmada somutlaşmaktadır.

Ari Shavit, Vadedilmiş Topraklar kitabında, İsrail Devleti’nin var olmaması durumunda Yahudi kimliğinin batı dünyasındaki asimilasyon rüzgarıyla tamamen yok olacağını ileri sürmüştür. Shavit, kitabında Filistinlilere yönelik yapılan mülksüzleştirmeleri, işkenceleri, toprak gasplarını ve katliamları (örneğin Lydda katliamı) bir gazeteci dürüstlüğüyle kabul etmekte, ancak tüm bu insanlık dışı uygulamaları “Yahudi milletinin fiziki olarak hayatta kalabilmesi için ödemesi gereken zorunlu ve trajik bir bedel” olarak rasyonalize etmektedir.

Norman Finkelstein ise Eski Şarap Yeni Şişede çalışmasında bu tezi çok sert bir biçimde eleştirmiştir. Finkelstein, dünya genelindeki Yahudi nüfusunun yarısından fazlasının İsrail dışında, özellikle Amerika ve Avrupa’da son derece özgür, müreffeh ve canlı bir kültürel kimliği başarıyla yaşatabildiğini kanıtlamıştır. Finkelstein’a göre, İsrail’in iddia ettiği gibi devletin varlığı Yahudi kimliğinin yegane koruyucusu değildir; aksine İsrail hükümetlerinin uyguladığı devlet terörü ve şovenist politikalar, tüm dünyada Yahudi karşıtlığını ve güvenlik endişelerini körükleyen asıl etkendir. Siyonist yönetim, Holokost trajedisini istismar ederek küresel düzeyde bir Holokost Endüstrisi kurmuş ve bu endüstriyi kendi askerî suçlarını örtbas etmek için bir kalkan olarak kullanmaktadır.

İslam dünyasında Yahudi karşıtlığının tarihsel kökenleri

Tarihsel belgeler, Yahudilere yönelik ırkçı, biyolojik ve sistematik düşmanlığın (antisemitizm) İslam dünyasına ait bir kriz olmadığını, aksine tamamen Hristiyan Avrupa’nın teolojik ve toplumsal bir patolojisi olduğunu göstermektedir. Orta çağ boyunca ve modern dönemin başlarına kadar Yahudiler, Hristiyan Avrupa’daki kan iftiraları, engizisyonlar ve pogromlar karşısında en güvenli sığınağı her zaman İslam medeniyetinin himayesinde bulmuşlardır.

Müslüman toplumlar arasında Yahudi karşıtı söylemlerin ortaya çıkması ve yaygınlaşması çok yeni bir gelişmedir. Bu durum, doğrudan Siyonist işgal süreci ve İsrail Devleti’nin Filistin halkına yönelik sistemli zulmüyle tetiklenmiştir. Dolayısıyla, bölgedeki gerilim teolojik bir nefretten değil, somut bir siyasi işgal ve hak ihlali krizinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim günümüzde de İsrail’in bu işgalci ve şovenist politikalarına karşı en cesur mücadeleyi yine Yahudi kökenli barış grupları vermektedir. Örneğin İsrail’deki Machsom Watch (Kontrol Noktası Gözlemcileri) hareketi bünyesindeki 60-70 yaşlarındaki dindar ve seküler İsrailli kadınlar, her gün askerî kontrol noktalarına giderek Filistinlilerin haklarını savunmakta, askerî şiddeti raporlamakta ve bu uğurda kendi askerleri tarafından tartaklanmayı göze almaktadır. Bu durum, toptancı ve ırkçı bir Yahudi karşıtlığının hem tarihsel gerçeklerle hem de ahlaki ilkelerle çeliştiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Siyonizm ve islamofobi ilişkisi ile medeniyetler çatışması retoriği

Modern dönemde Siyonizm ile batıdaki islamofobi (İslam karşıtlığı) akımları arasında organik ve stratejik bir ittifak kurulmuştur. Bernard Lewis gibi şarkiyatçıların kavramsallaştırdığı ve daha sonra siyasileşen “Yahudi-Hristiyan medeniyeti” retoriği, bu ittifakın teolojik zeminini oluşturmaktadır. Bu retorik, tarihsel olarak birbirine düşman olan Yahudi ve Hristiyan geleneklerini yapay bir şekilde birleştirirken, İslam’ı bu ortak medeniyet dairesinin tamamen dışında ve ona yönelik varoluşsal bir tehdit olarak konumlandırmaktadır.

Siyonizm, kendisini bu küresel mücadelede Batı değerlerinin Ortadoğu coğrafyasındaki ileri karakolu ve savunucusu olarak sunmaktadır. Bu çerçevede, İsrail’in Filistinlilere yönelik askerî şiddeti, basit bir toprak mücadelesi olmaktan çıkarılarak “radikal İslam terörüne karşı verilen bir Batı savunması” olarak lanse edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Evangelical Hristiyanlar (Siyonist Hristiyanlar) ve yeni muhafazakar (Neo-con) siyasi çevreler, bu teolojik kurguya büyük bir finansal ve siyasi destek sağlamaktadır.

Ancak Yahudi barış örgütlerinin de tespitiyle, bu medeniyetler çatışması tezi tamamen yapay bir aldatmacadır. Maskelenmeye çalışılan asıl gerçeklik; sömürgecilik, jeopolitik egemenlik mücadeleleri, enerji kaynaklarının kontrolü ve sömürgeci iktisadi çıkarlardır. Siyonist ve emperyalist yönetimler, bu ekonomik ve siyasi çıkarlarını korumak amacıyla islamofobiyi küresel düzeyde beslemekte ve çatışma ortamını canlı tutmaktadır.

Notlar ve dosya açıklamaları ÖSYM konu listesine göre hazırlanır.

Yorum yaz

Yorum yaz